Nurettin Eryılmaz
Sakarya Ticaret ve Sanayi Odası (SATSO) Yönetim Kurulu Başkanı Akgün Altuğ, Ağustos ayı meclis toplantısında yaptığı konuşmada Türkiye ekonomisinin mevcut durumuna ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu. Küresel gelişmelerin yanı sıra Türkiye’de uygulanan ekonomi politikalarının iş dünyasının hareket alanını daralttığını belirten Altuğ, iş dünyasının en önemli beklentisinin öngörülebilirlik ve maliyetlerin yönetilebilir hale gelmesi olduğunu ifade etti.
“İş dünyasının hareket alanı ciddi şekilde kısıtlandı”
Karşı karşıya kalınan makroekonomik zorlukların iş dünyasının hareket alanını ciddi şekilde kısıtladığını belirten Altuğ, “İş dünyası olarak şu anda en çok ihtiyaç duyduğumuz şey dirençli, öngörülebilir ve maliyetleri yönetebildiğimiz bir süreçtir. Bu dengenin kurulamadığı hiçbir ortamda iş dünyası olarak varlık göstermemiz mümkün değil” dedi.
Bir sanayicinin ve tüccarın faaliyetlerini sürdürebilmesi, istihdamını koruyup artırabilmesi için ekonomik anlamda güvene ihtiyaç duyduğunu vurgulayan Altuğ, küresel ticaret savaşları, enerji krizleri ve jeopolitik gerilimlerin de dünya pazarlarındaki dengeleri etkilediğine dikkat çekti.
“Derin bir ekonomik krizle karşı karşıyayız”
Türkiye’de yaşanan sorunların yalnızca dış gelişmelerle açıklanamayacağını belirten Altuğ, “Biz iş dünyası olarak derin bir ekonomik krizle karşı karşıyayız. 2022’den bu yana devam eden yüksek enflasyon, döviz üzerindeki baskılar ve finansman maliyetlerinin geldiği seviyeler işletmelerimizin omuzlarına taşınması ağır bir yük bağlamıştır” diye konuştu.
Özellikle üretici ve ihracatçıların rekabet gücünün ciddi biçimde zayıfladığını ifade eden Altuğ, mevcut ekonomik ortamda üretim yapmak ile finansal yatırım yapmak arasındaki dengenin bozulduğunu söyledi.
“Üretim yerine mevduat daha cazip hale geldi”
Yüksek finansman maliyetlerinin yatırım kararlarını olumsuz etkilediğini belirten Altuğ, üreticilerin yeni makine almak, kapasitesini artırmak ve yatırım yapmak istediğinde yüksek maliyetler ve çok sayıda riskle karşı karşıya kaldığını dile getirdi.
İmalat sanayindeki kapasite kullanım oranlarına da dikkat çeken Altuğ, “Ağustos ayında imalat sanayi kapasite kullanım oranı yüzde 73,5’e gerilemiş durumda. Geleceğe ilişkin en kritik göstergelerden biri olan yatırım mallarında kapasite kullanımı ise yüzde 69,7’ye düştü. Fabrikalar çalışıyor ancak giderek daha büyük bir bölümü atıl kapasiteyle üretim yapıyor” ifadelerini kullandı.
Altuğ, imalat sanayinin uzun süredir daralma bölgesinde bulunduğunu belirterek, sermayenin üretim yerine mevduata yönelmesinin ekonomi açısından önemli bir risk oluşturduğunu söyledi.
“Üretmekten çok mevduatta beklemek, yatırım yapmaktan çok faize yönelmek daha rasyonel görünüyor” diyen Altuğ, “Sermaye üretime değil, makinelere değil mevduata yöneliyorsa bunun adı dezenflasyonun yan etkisi değil, ekonominin yön değiştirmesidir” değerlendirmesinde bulundu.
“Enflasyonla mücadele ve üretim birbirinin alternatifi değil”
Enflasyonla mücadelenin gerekli olduğunu ancak bunun üretim ve yatırımın önüne geçmemesi gerektiğini belirten Altuğ, şöyle konuştu:
“Enflasyonun gerilemesi olumlu. Ancak sanayi üretimindeki zayıflama ve PMI verileri imalat sektöründe daralmanın sürdüğünü gösteriyor. Fiyat istikrarını sağlarken üretim tarafındaki kırılganlığı da göz ardı etmemeliyiz. Sermayenin yönünü belirleyen yalnızca faiz değil, üretim yapmanın ne kadar mümkün ve ne kadar cazip olduğudur.”
Altuğ, iş dünyasının beklentisinin tasarrufların yeniden fabrikalara, makinelere, Ar-Ge ve teknoloji yatırımlarına yöneldiği bir ekonomik ortamın oluşturulması olduğunu ifade etti.
“Pansuman tedbirler yerine yapısal reform gerekiyor”
Ekonomide kalıcı çözüm için geçici tedbirler yerine yapısal reformlara ihtiyaç olduğunu vurgulayan Altuğ, “Bizler artık pansuman tedbirler yerine üretimin ve ticaretin mantığını yeniden kuracak radikal yapısal reformların hayata geçirilmesinin daha sürdürülebilir olacağına inanıyoruz” dedi.
Türkiye’nin gelişmiş pazarlarda kalıcı olabilmesi için yalnızca düşük işçilik maliyetleri, kur ayarlamaları veya geçici finansman imkanlarının yeterli olmayacağını belirten Altuğ, yüksek katma değerli üretim, markalaşma, özgün tasarım ve inovasyona odaklanılması gerektiğini söyledi.
“İş dünyasının ortak talebi denge”
İş dünyasının çatı kuruluşlarının son dönemde yaptığı açıklamalara da değinen Altuğ, ihracatın korunması, üretimin desteklenmesi ve finansmana erişimin kolaylaştırılması konusunda ortak bir beklentinin ortaya çıktığını ifade etti.
Altuğ, TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu’nun krediye erişim ve finansman maliyetleri konusunu gündeme taşıdığını belirterek, geçtiğimiz ay kamu bankalarının genel müdürleriyle gerçekleştirilen toplantıda oda başkanları olarak iş dünyasının sorunlarını doğrudan aktardıklarını söyledi.
“Bugün iş dünyasının talebi enflasyonla mücadeleden vazgeçilmesi değildir” diyen Altuğ, “Talep edilen, fiyat istikrarı hedefinden uzaklaşmadan üretimi, yatırımı, ihracatı ve istihdamı daha güçlü destekleyecek dengeli bir ekonomik zeminin oluşturulmasıdır” ifadelerini kullandı.
“Türkiye’nin rekabet gücü yüksek katma değerli üretimden geçiyor”
Küresel ticaretteki yavaşlamanın da Türkiye açısından dikkatle takip edilmesi gerektiğini belirten Altuğ, büyük sanayi ülkelerinin kendi üreticilerini korumaya yönelik yeni politikalar geliştirdiğine dikkat çekti.
Altuğ, Türkiye’nin küresel rekabette kalıcı bir yer edinmesi için üretim yapısının dönüştürülmesi gerektiğini vurgulayarak konuşmasını şu mesajla tamamladı:
“İhtiyaç duyduğumuz şey, enflasyonla mücadeleyle üretimi birbirinin alternatifi olarak görmek değil; birbirini tamamlayan iki hedef olarak değerlendirmektir. İş dünyası denge istiyor. Sermayenin yeniden üretime, yatırıma, teknolojiye ve ihracata yöneldiği bir ekonomik yapıyı hep birlikte oluşturmak zorundayız.”