Dünya, büyük bir inşaat alanı. Kimimiz güvende hissetmek için etrafımıza aşılmaz kaleler dikiyoruz, kimimiz ise başkalarıyla aramıza görünmez setler çekiyoruz. Taş üstüne taş koyuyor, harcımızı hırsla, korkuyla ya da bazen sadece alışkanlıkla karıyoruz. Ama unuttuğumuz bir şey var
İnsanın inşa ettiği her şey, zamanın dişleri arasında ufalanmaya mahkumdur.
Maddenin Mağlubiyeti
Betonun soğukluğu, tuğlanın sertliği bizi bir yere kadar korur. Ancak hayatın rüzgarı sertleştiğinde ya da o beklenen sarsıntı geldiğinde; gururla yükselttiğimiz o duvarlar birer birer devrilir. Toz duman dağıldığında ise geriye ne kalır? Ne o pahalı boyalar, ne de o korunaklı odalar...
Sadece gölgeler kalır.
Gölgelerin Sessiz Tanıklığı
Gölge dediğimiz şey, aslında yaşanmışlığın izidir. Duvar yıkılsa da o duvarın dibinde edilen bir sohbetin, dökülen bir gözyaşının ya da paylaşılan bir sessizliğin hatırası havada asılı kalır. Eşyalar eskir, binalar çöker; fakat bir insanın ruhunda bıraktığınız iz, yani o "gölge", asla silinmez.
Madde geçicidir, mana kalıcı.
Öfkeyle örülen duvarlar yıkıldığında, geriye pişmanlığın gölgesi düşer.
Emekle örülen her tuğla, duvar gitse bile sıcak bir anı olarak ruhu ısıtmaya devam eder.
Bugün etrafımıza baktığımızda sormalıyız.
Yıktığımızda geriye ne bırakacağız? Eğer sadece taş ve topraktan ibaretsek, yıkımımız tam olur. Ama eğer duvarlarımızın arasına sevgi, dürüstlük ve nezaket sızdırdıysak; o duvarlar yıkılsa bile bıraktığımız o zarif gölgeler, bizden sonra gelenlerin yolunu aydınlatmaya devam eder.
Unutmamak lazım duvarlar herkes örer, ama sadece ruhu olanlar güzel gölgeler bırakır