Göz göze bakamaz olduk

Abone Ol

Eskiden "Yüzüme karşı söyle" diye bir tabir vardı. Bu sadece bir meydan okuma değil, aynı zamanda bir dürüstlük sınavıydı. Çünkü bir insanın gözlerinin içine bakmak, onun ruhuna açılan pencereden içeri süzülmek demektir. Kelimeler yalan söylese de, gözbebeklerinin titremesi, bakışlardaki o ince hüzün ya da sevinç asla yalan söylemez.
Bugün ise başımızı telefonlardan kaldırıp karşımızdakinin göz rengini bile fark edemez hale geldik.
Oysa gerçek iletişim, sadece seslerin havada çarpışması değil iki insanın birbirinin varlığını gerçekten hissetmesidir.

Birbirimizin yüzüne bakamıyoruz.Çünkü yüz yüze gelmek maskesiz kalmaktır. Klavyenin ardına saklanmadan, emojilerin arkasına gizlenmeden, tüm çıplaklığımızla "ben buradayım" diyebilmektir.
Ancak bir düşünelim; dostluklar, hatıralar ve en önemlisi güven, bir ekranın ışığında değil, bir çay masasında karşılıklı oturduğumuz o anlarda filizlenir. Bir insanın yüzündeki çizgileri okumadan, o anki duygusuna ortak olmadan kurulan her bağ, rüzgârda savrulan bir kâğıt parçası kadar zayıftır.
Yarın Geç Olmadan...
Hayat, biriktirdiğimiz dijital verilerden değil, birbirimizin yüzüne bıraktığımız tebessümlerden ibarettir. Yarın, "Keşke daha çok baksaydım o güzel yüze" dememek için bugün bir adım atalım.
Sesimiz yankılanırken gözlerimiz de birbirini bulsun. Çünkü insan, ancak bir başka insanın gözlerinde kendi değerini görür. Gelin, aradaki o soğuk camları kaldıralım ve yeniden, gerçekten, yüz yüze konuşalım.
Zira samimiyet, mesafelerde değil; iki bakışın buluştuğu o en derin yerdedir.

{ "vars": { "account": "UA-158639220-1" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }