Sakarya’nın iki genç yazarı bugün iki farklı köşe yazısında çarpıştı. Genç kalemlerden Safa Polat “AK Parti’nin yaptıklarını ve yapacaklarını yine AK Parti üzerinden eleştirip değersizleştiriyorlar” derken, bir başka genç kalem Engin Arapoğlu ise Eskişehir’de yapılanlardan dem vurup Sakarya için “Tarihin en sönük dönemi” diye yazdı.

-------------

İşte Safa Polat’ın o yazısı

AK Parti’yi yine AK Parti ile eleştirip değersizleştirmek 

Bizim Oktay Sarı ile ne zaman canlı yayınlar yada siyaset üzerine sohbet etsek mutlaka lafı bir şekilde yıllar evvel bir yayında söylediğim bir söz getirir.

“Bizi bu standartlara AK Parti alıştırdı” demiştim yıllar evel bir yayında.

Bu konuya sıklıkla değinir Oktay Sarı ve bu sözü çok tuttuğunu söyler. 

Peki bu nedir?

Örneğin...

Sağlık mı konusu mu ele alacağız?

Ya da eğitim.

Veyahut bir yol mu mevzu !

İşte bu konularda yerel bir eleştiri yaparken bile AK Parti’nin kıstasları ile eleştiri mekanizması kuruyoruz.

Asya ve Avrupa’yı denizin altından birleştiren iktidarın, benim şehrime hafif raylı sistem yapmaması örneğinden gidersek dediğim daha iyi anlaşılır.

İşte bu AK Parti’nin iktidar merkezi üzerinden bir okumadır.

Yani Sakarya’da bir eleştiri, başka bir merkezden değil yine mevcut iktidarın ülkeyi alıştırdığı çalışma düzleminde yapılır.

Avrasya Tünelini yapan iktidarın Sakarya’da bir şeyi henüz yapmaması eleştirisi de yine mevcut iktidarın bizi alıştırdığı bir standardın yansımasıdır aslında.

** *

İlginçtir ki muhalefet bile bu jargonu kullanır.

Karasu Demiryolu neden bitirilmiyor denilirken, Karasu Demiryolunun AK Parti’nin başlattığı bir (Planladığı demeyeceğim zira daha öncesinde planlanan bir proje ve AK Parti’nin meziyetlerinden biri de kendisinden önce planlanıp başlanmayan yada yarım bırakılan tozlu projeleri raflardan indirmesidir )projeyi merkeze alarak eleştirisini sıralar.

1000 yataklı hastane eleştirisinde SSK Hastanesinin kat alımının konuşulduğu günleri değil, 

Kocaeli’de tamamlanan şehir hastanesi referans alınır. 

Ki bunu yaparken Türkiye’nin farklı illerde olup mesafesi en yakın şehir hastanesinin Sakarya’da inşa edildiğini, hatta şehir hastanelerinin genelde merkeze bir ili alarak birkaç il için yapıldığından da nedense söz etmez. Yani Sakarya’da hizmet eleştirisi bile AK Parti’nin 19 yıllık iktidarının getirdiği bir sonuç olarak yine AK Parti üzerinden okunur.

Bu hem ilginç hem de mevcut iktidar için taşımak zorunda kaldığı bir yüktür.

** *

Biraz araştırıp şehirde merkezi hükümetin yaptığı çalışmalara baktım.

2020 rakamları ile 18 yılda 41,61 milyar TL  harcanmış Sakarya’ya.

Belediyelerin yaptıkları dahil değil buna.

Bu aslında bugün Sakarya dediğiniz yer de nereye baksanız AK Parti’nin bir imzasının olduğu anlamına geliyor.

Hastanesinden okuluna, yolundan demiryoluna, OSB’sinden adliyesine, barajından sulama göletine, stadyumundan parkına kadar şehrin baktığınız her yerinde bir AK Parti’yi görüyoruz.

Elbette 19 yıllık bir siyasi iktidarın başka türlü bir durumu beklenemezdi.

Tersi olsa idi 90’ların aylık iktidarlarından bir farkı kalmazdı AK Parti’nin.

Hatta Sakarya’ya harcanan bunca meblağa rağmen Kocaeli yada Bursa gibi karşılaştırmalarla bizim eksik kaldığımızı da söylemek mümkün olabilir.

Bu zaten beklentinin sonsuz bir yansımasıdır. Her zaman yapılan işin üstüne bir üst daha eklenir ve her zaman başarılmış bir işin karşılaştırılacağı başka bir üst örnek vardır.

Mesela Sakarya’ya yeni bir stadyum yapılacağı zamanın gündemini hatırlayın.

Kocaeli stadyumu daha büyük ve orada uluslar arası maçlar oynanabilecek  deniliyordu şehirde.

Yeni stadyumun varlığının büyüklüğü değil, Kocaeli ile kıyaslama üzerinden okuduk bir bu yatırımı.

Dedim ya, daha örnekleri uzattıkça AK Parti’nin alıştırdığı standartlardan dolayı eleştirinin de yine bu standart üzerinden yapıldığını her seferinde görmek mümkün.

** *

Peki durum böyle iken AK Parti’yi yada mensuplarını şehirde değersizleştirmenin popüler hale gelmesini neye borçluyuz?

Son dönemde ciddi bir değersizleştirme furyası var.

Milletvekilleri hiçbir şey yapmadan meclise gidip geliyor algısını kim neden pompalıyor mesela bu şehre?

1000 yataklı hastane yada yeni adliye binasının yatırımları sanki son 1yılda şehre kazandırılmamış gibi şehirde hiçbir şey yerinde değil imajının arka planında acaba ne var?

Acil Durum Hastanesi olarak başlanıp Yoğun Bakım Hastanesine evrilen proje gökten zembille mi inmiştir acaba…

Mesela Ali İhsan Yavuz’u eleştirmek neden popüler?

Ekrem Yüce’nin politikalarını değersizleştirmek kimin işine yarar?

Popüler olmak isteyen neden Mutlu Işıksu’ya yüklenir ya da ceza yedikleri yalan haberlerle manşetlerden yürür?

İl Başkanı neden hedefe konur, ya da ilçe belediyeleri eleştirilerken neden pandemi göz ardı edilir?

AK Parti’nin koyduğu standartlar ile AK Parti’yi eleştirirken neden yine hedefte AK Partililer olur.

Uzun cevapları olan kocaman sorular…

Ama esasında çok kısa bir özeti var: AK Parti’yi AK Parti ile vurmak son dönemde dolaşıma sokulan etkili bir silahtan ibarette onun için.

AK Parti öncesi artık orta seviyede bir yakın tarih ilmine giren bir zaman dilimi olduğu için iktidarın varlığının getirdiği avantajları unuttuk.

Ve bu unutkanlığıın tezahürü mü yoksa siyasi  bir mühendislik mi bilinmez; mevcut iktidarın mensuplarına karşı başlatılan değersizleştirme sürecine de yakından şahit oluyoruz.

Planlarda olmamasına rağmen yatırım programına alınan Sakarya tarihinin belki de en büyük yatırımlarından olan 1000 yataklı hastane için kime teşekkür ettik?

Kimseye?

Kimi sürekli eleştirdik…

Biraz Google’da gezindiğinde sonuçları göreceksiniz.

** *

Eleştiri ve değersizleştirme arasındaki incecik çizgide bir süreç başladı son zamanlarda.

Bunu yapan siyasetçiler yada yazarların ekseriyetinin yolunun bir şekilde siyasi olarak buralardan geçmiş kesimler olması da oldukça manidar.

Önce bu siyasi operasyonun kimler tarafından ve ne amaçlı başlatıldığına bir bakalım. Bunun farkına varalım.

Sonra AK Parti’nin hatta Cumhur İttifakının vekillerine Karasu Demiryolunu sorarız.

Ama bunu sorarken, limanı bitirdiniz, yolu yaptınız, Kuzey Marmara’yı açtınız, Karadeniz Sahil Yolunu İstanbul’a bağlayacak projeyi yatırım programına aldınız şimdi sıra demiryolunda diyerek soralım.

Şehrin hizmetlerine gökten zembille inmiş gibi gösterip çakmak, bu şehirde asla tutmayacak siyasi bir mühendisliktir.

Yazı uzamasın.

Şimdilik bırakalım.

Gerisinin gelip gelmeyeceğine zamanla bakarız.

-------------------



İşte Engin Arapoğlu’nun o yazısı

Tarihin en sönük dönemi ! 

AK Parti 2002 yılında iktidara geldiğinde Eskişehir’de öğrenciydim…

Tam anlamıyla bir öğrenci şehriydi Eskişehir…

Aynı zamanda bir kültür sanat şehriydi…

Şehrin hemen her yerinde tiyatrolar oynanıyordu, konserler düzenleniyordu ve biz arkadaşlarla bilet bulamıyorduk…

Sürekli kar ve yağmur yağan şehrin hiçbir yerinde su birikintisi dahi göremezdiniz, öyle muazzam bir altyapısı vardı…

Yeşil desen yeşil, park desen park, sosyal yaşam desen sosyal yaşam, adeta yok yoktu Eskişehir’de…

Düşünün şimdinin Eskişehir’inden değil 20 yıl öncesinin Eskişehir’inden bahsediyorum…

Benim zamanımda Porsuk Çayı’nda ıslah çalışmaları yeni başlamıştı, raylı sistem taşımacılığı yapılmıyordu, Sazova gibi devasa parklar, balmumu benzeri enfes müzeler inşa edilmemiş ve Eskişehir’e henüz deniz (!) gelmemişti…

Bütün bunlara rağmen yaşaması son derece rahat, konforlu, düzenli; havası temiz, altyapısı düzgün, trafik ve otopark sıkıntısı olmayan ve insanın canının sıkılmadığı bir şehirdi Eskişehir…

Bence Türkiye’nin şeksiz şüphesiz en başarılı belediye başkanı olan Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen’in de ilk başkanlık dönemi idi…

İlk kez 1999’da göreve gelen Büyükerşen, 2004’te tekrar başkan seçildi…

2009’da yeniden, 2014’te bir daha ve 2019’da bir kez daha başkan seçildi…

Ve her dönemde oyunu artırarak seçilmeyi başardı…

Aynı zamanda bir bilim insanı olan Yılmaz Büyükerşen modern belediyecilik anlamında dünyada ne yapılıyorsa onu yaparak, işini iyi yaparak, kadroları ehil insanlara teslim ederek, partizanlık yapmayarak ve de popülist politikalara tenezzül etmeyerek elde etti bu büyük başarıları…

Sağcısının da solcusunun da oyunu ve onayını alan, değil Eskişehir tüm ülke insanının haklı övgüsünü ve saygısını kazanan bir insan olmayı bilimsel ve akılcı politikalar ve o çok geniş vizyonu ile elde etti…

Öğrencilik hayatım boyunca Eskişehir’e trenle gidip geldim…

Ve de ucuz olduğu için hep Doğu Ekspresi’ni tercih ettim…

Arifiye’den biner üç saatte Eskişehir’e varır, istasyondan merkeze, merkezden de Sakarya Caddesi’ndeki evime yürüyerek giderdim…

O tren istasyonu hala duruyor ama şimdi yeraltına alındı…

Hani biz beceremedik ya rayları yeraltına almayı, Eskişehir o işi de becerdi…

Velhasılı kelam şu an bizim şehrimiz 2002 senesinin Eskişehir’inin bile yanından geçemez!

*

Şehre dönüp gazeteciliğe başladım ve AK Parti’nin kuruluşundan sonraki ilk yerel seçimi olan 2004 seçimlerine şahitlik ettim…

2004’ten bu güne kadar yapılan belediyecilik faaliyetlerini işimin de gereği olarak çok yakından takip ettim…

Nasıl ki milli görüş belediyeciliği Refah Partisi’ni iktidara taşıdı ise, AK Parti’nin lokomotifliğini de belediyeler yaptı…

İstanbul, Ankara, Bursa, Kayseri, Konya, Gaziantep, Kocaeli gibi büyükşehirlerde belediye başkanları adeta destanlar yazdı, önemli projelere imza attılar…

Bizim şehrimizde de başta Aziz Duran ve Zeki Toçoğlu yıkılmış bir şehri tekrar ayağa kaldırdılar, parklar yaptılar, caddeler ve bulvarlar açtılar, barajlar, içme suyu arıtma tesisleri ve önemli altyapı yatırımlarını gerçekleştirdiler…

Ama iki başkan da Büyükşehir Belediyesi’ne kalıcı bir hizmet binası kazandıramadı…

Benim de ortaokulu okuduğum binadan bir türlü çıkamadılar…

İki başkan da raylı sistem taşımacılığını hayata geçiremedi…

Sanki hiçbir vasıtanın ray üstünde gitmemesine yemin edilmiş gibi yüz senelik Ada Treni bile bu dönemde hizmet veremez, şehir merkezine giremez hale geldi…

Duran döneminde ASM yıkılıp AKM yapıldı, Toçoğlu döneminde de AFA yıkıldı ama yerine yenisi konulamadı…

2000’li yıllarda Eskişehir’de bilet bulunamazken, 2021 yılında Sakarya’da şöyle dört başı mamur bir kültür ve kongresi merkezi dahi yok…

Eskişehir’de müze üstüne müze kurulurken biz bir şehir müzesini bile hala daha hayata geçirebilmiş değiliz…

Aziz Duran Parkı, Orman Park ve millet bahçemiz var ama üçünü toplasan bir Sazova Parkı etmiyor, onu bırakın Kocaeli’ndeki Seka Park’ın bile yanından geçmiyor…

Komşumuz Kocaeli’nde alt ve üst geçitlerin sayısı belli değil iken bizim şehrimizin tek alt geçidi İzmit Caddesi’nde inşa edildi, onun da akıbeti ortada…

Sene olmuş 2021, SGK kavşağını da daha yeni yapıyoruz ki ne zaman bitecek belli değil!

Trafik sıkışıklığı ve otopark sıkıntısından bahsetmiyorum bile…

Eskişehir, Kocaeli gibi illerde yaşayan insanlar müzelerden, hayvanat bahçelerinden, konser ve tiyatrolardan, fuarlardan, devasa ölçekte parklardan, yürüyüş ve bisiklet yollarından, alışveriş merkezlerinden hangilerine gidip gezeyim diye düşünürken biz şehrimize Ters Ev ve Keçi Kulesi projelerini kazandırmaya çalışıyoruz…

*

Söylemek istediğim şu ki öyle veya böyle AK Parti iktidarını bu günlere belediyeler ve başkanların başarılı performansı taşıdı…

Sadece başarılı icraatlarla değil maddi olarak da taşıdılar…

Üniversite bitirmiş pırıl pırıl gençlerimiz, çalışmak ve ailesini geçindirmek durumunda olan orta halli çok sayıda vatandaşımız, işinde uzmanlaşmış yetişmiş binlerce insanımız işsiz dururken teşkilatlarda kayıtlı insanları belediyelerde işe aldılar…

Gençlik ve kadın kolları üyelikleri ve hatta parti üyeliği belediyede iş bulmanın en başta gelen şartı haline getirildi…

Ehliyetmiş, liyakatmiş, adaletmiş, hakmış hukukmuş kimin umurunda!

Seçim dönemlerinde yenilen yemeklerin, düzenlenen toplantıların, kullanılan araçların, yapılan türlü harcamaların bir bölümü de belediyelere fatura edildi…

Bu şehirde yaşayan herkesin üzerinde hakkı olan paralar AK Parti’nin seçim harcamalarında kullanıldı…

Yine bu şehirde yaşayan bir milyonun üzerinde insanın ve de tüyü bitmemiş yetimin üzerinde hakkı olan paralar yasal ve ahlaki olmamasına karşılık Sakaryaspor’a aktarıldı…

Gariban vatandaşın çocuğuna çikolata alamadığı bir ortamda bir topun peşinden koşan futbolcular yüz binlerce lira kazansın, yetmedi bir de maç başına primler, ödüller alıp lüks ve şatafat içinde yaşasın diye, üzerinde hakkı olan insanların rızası alınmadan ve de bu şehrin bunca eksiği varken milyonlarca lira para Sakaryaspor için harcandı…

Harcandı da ne oldu ayrıca!

Sadece bu şehrin insanları değil Allah da hepimizden soracak bu israfın, bu vurdumduymazlığın, beytülmala karşı işlenen bu cinayetlerin hesabını!

Bugün belediyelerde 3 kişinin yapacağı işi 33 kişi yapıyor…

Odalar, koridorlar ağzına kadar insanla dolu…

Önüne gelen herkesi işe alıyor, belediye kadrolarını şişirdikçe şişiriyorlar…

Peki, tüm bunlar olurken ortada ne var derseniz ortada da inanın hiçbir şey yok!

Seçimlerin üzerinden neredeyse 2,5 sene geçti lakin AK Parti belediyecilik tarihinin en sönük ve de en başarısız dönemine tanıklık ediyoruz…

Onu bunu ayırmadan, tüm belediye başkanlarını işin içine katarak yazıyorum bunları…

Bu dönemki kadar kötü belediye başkanlarını hiç görmedi bu şehir!

Sadece yerel yönetimlerin değil merkezi hükümetin yatırımlarının da en sönük olduğu dönem bu dönemdir…

Ki genel seçimlerin üzerinden de üç sene geçti…

Hal böyleyken bu şehri yönetenler ve bu şehrin muhalefet etmekle görevli siyasileri birbirini çekiştirmekten ve saçma sapan konuları dillerine dolamaktan başka ne yapıyorlar Allah aşkına!

Milletvekili Kenan Sofuoğlu çıkıp “Ben bu işi beceremedim” diyor, Ecevit Keleş, “Ali İhsan Yavuz sen de beceremedin itiraf et” diyor, Ali İhsan Yavuz kendini savunuyor, neymiş efendim, bunca işi uzaylılar mı yapmışmış, MHP Ecevit Keleş’e “Siz nasıl Atatürkçüsünüz” diye soruyor, Ecevit Keleş dönüp “Milliyetçiliği ayaklar altına alanlarla kol kolasınız” yanıtını veriyor, DEVA Partisi “Her yerde Ekrem Yüce fotoğrafları asılı” diye dertleniyor,

Adapazarı’nın sorunlarının tartışılması gereken Adapazarı Belediyesi Meclisi’nde AK Parti ve İYİ Partililer “Netenyahu” polemiği yapıyor, ilçe belediye başkanları bir önceki belediye başkanlarının yaptıklarından dert yanıyor, ve şehirdeki bütün siyasi partiler kendi içlerinde birbirleriyle koltuk ve makam kavgası yaşıyor…

Ve biz de soruyoruz: Sakarya neden bu durumda, bizim şehrimiz neden diğer şehirlerin fersah fersah gerisinde diye…

Neden acaba!