Eskiden sevdiğimizin sesini duymak, ona bir çift kelime söylemek için günlerce beklerdik. Bir mektubun zarflarında saklı o titrek el yazısı, kimi zaman satır aralarına sinmiş kokusu, sabrın ve özlemin en somut karşılığıydı.
Bugün ise bir tuşla dünyanın öbür ucuna mesaj gönderebiliyoruz. Ama ne garip, erişmek kolaylaştıkça kalpler arasında görünmez duvarlar yükseliyor.
Telefonlarımız sürekli çalıyor, bildirimler ardı ardına düşüyor; fakat ruhlarımız giderek suskunlaşıyor.
Bir zamanlar sevgiyi göz göze bakarak anlatırdık, şimdi emojilerle idare ediyoruz. İletişim araçları çoğaldı ama konuşacak şeyler azaldı. Yan yana otururken bile birbirimize ulaşamamanın ağırlığını yaşıyoruz.
Eskiden bir sevgiliyi görmek için günlerce yol tepilir, saatlerce beklenirdi. Bekleyişin heyecanı, yolculuğun sabrı, kavuşmanın derinliği vardı.
Bugün birkaç saniyelik görüntülü aramalarla bu duyguyu hızla tüketiyoruz.
Oysa teknoloji bize kolaylık getirdi ama kıymeti unutturdu. Kolay ulaşmanın bedeli, özlemin değerini yitirmemiz oldu.
Belki de asıl sorun teknolojide değil, bizim kalplerimizdedir. Çünkü ulaşmak, yalnızca ekranda belirmek değil; kalbini açabilmek, karşındakinin sessizliklerini duyabilmektir. Birini görmek, yalnızca yüzünü izlemek değil; içindeki karanlıkları da aydınlatabilmektir.
İşte bu yüzden, birine ulaşmak teknolojiyle kolaylaştıkça, gerçekten ulaşmak yani kalbine varmak, ruhuna dokunmak daha da zorlaştı.
Sevgilerimle…
Mail: gamze88karadag@gmail.com