Sezon bitmedi ama matematiksel olarak Sakaryaspor 2. Lig'e düştü. Kimsenin istemediği bu durum karşısında elbette eleştiriler olacaktır. Sezon başında ve içinde yaşanan yanlışlar ve hatalar konuşulacaktır. Eleştiri de olacaktır. Sonuçta futbol başarıya endeksli bir oyun ve başarı gelmediyse bunun yansımaları olacaktır. Dünya’da bu böyle, Türkiye’de bu böyle, elbette Sakarya’da da bu böyle. Futbolda başarı yok ise eleştiri olur. Ancak eleştiri ile hakaret arasında da ince bir çizgi var. Bu kısma iyi bakmak lazım, dimi! Eleştireceksin, sert eleştireceksin ama hakaret etmeyeceksin…
*
Hani “Hepimiz bu kentte yaşıyoruz. Yarın cenaze ve cemiyetlerde yine yüz yüze bakacağız” derler. Aynen öyle, bunu ben çok yaşıyorum. Sert eleştirdiğim insanlarla sık sık karşılaşıyorum. Köşe yazısının bu giriş kısmından sonra artık yavaş yavaş mevzuya gelmeye başlayalım. Okuyan okumuştur. Okumayanlar ise 5-6 gün arkaya doğru okuyabilir. Sakaryaspor, kötü sezon, Sakaryaspor’un 2. Lig'e düşmesi ve Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanı Yusuf Alemdar ile ilgili 3 köşe yazısı yazdım…
*
Bu kentte 42 yıllık ve aralıksız gazetecilik yapan bir kalem olarak Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanları rahmetli Aziz Duran, Zeki Toçoğlu, Ekrem Yüce ve halen başkanlık yapan Yusuf Alemdar’ın yaşadıklarını da kaleme aldım. Daha da geçmişe gittim. Sakaryaspor Başkanları İbrahim Müftüoğlu, Tuncer Tepe gibi önemli başkanların dönemlerinden de kesitler verdim. Ne dedik! Eski yollarda Tuncer Tepe, İbrahim Müftüoğlu gibi birçok isim Sakaryaspor seçimine girer, başkan seçilir, yönetimiyle birlikte yürürdü…
*
Elbette bu başkanlar da zaman zaman ilgili belediyeler, kurumlar, kuruluşlar, şehrin önemli iş insanları, büyük fabrikalardan Sakaryaspor için destek isterdi. Ama o yıllarda hiçbir zaman bu ekonomik destekler Sakaryaspor Başkanı ile yönetiminin önüne geçmezdi. Yöneticiler bazen borç, bazen hibe, bazen cebinden kulübe para verirdi. Zengin kuyumculardan borç alınırdı. Yöneticilerden borç alınırdı. Bazen de belediyeden borç alınırdı. Ama hiçbir zaman bugün yaşadığımız gibi bir ortam olmazdı…
*
Peki biz şimdi ne yaşıyoruz. Öncelikle kimse Sakaryaspor Başkanı olmak istemiyor. Son 10 yıldır şöyle bakın. Sakaryaspor’un ilk olağan veya olağanüstü kongrelerinde kimse aday olmuyor. İlk kongreden sonra 2. kongre yapılıyor. Peki şehrin dinamikleri yönetim listesi yapıp aday oluyor mu! Yine olmuyor. Sakaryaspor gibi yaşayan efsanenin başkanı 50-100 oyla seçiliyor. Sonra sosyal medya ve Sakarya spor basını “Falanca 60 oyla Sakaryaspor Başkanı oldu” diye yazıyor. Sakaryaspor’un başına 60 oyla gelen başkan da “Bıraksaydık da Sakaryaspor’a kayyum mu atansaydı” diyor…
*
Şimdi soruyorum. Bunları yaşıyor muyuz, yaşıyoruz. Bunlar her sezon öncesinde oluyor mu, oluyor. Yine soruyorum. Tuncer Tepe, İbrahim Müftüoğlu, Musa Genç, Aydın Zengin gibi birçok eski başkan döneminde hal böyle mi idi! Sakaryaspor Başkanı olmak, Sakaryaspor Yöneticisi olmak, Sakaryaspor Basın Sözcüsü olmak için bir yarış yok muydu! Eskiden başkan adayları ve yöneticiler ortaya çıkıp, belli borçları üstlenip, takıma hibe paralar vermez miydi!
*
Yazdım bir daha yazayım. Elbette belediyelerden, kurum ve kuruluşlardan, büyük fabrikalardan, ünlü iş adamlarından ekonomik destek alınırdı. Sonuçta Sakaryaspor hepimizin değeridir. Sakaryaspor bu kentin markasıdır. Ama sezonda 500 milyon TL lazım ise eskiden bunun 400 milyon TL’sini başkan ve yönetim, kalanı ise bir şekilde toplanırdı. Bazı sezonlarda bu yazdığım rakam üç aşağı, beş yukarı oynasa da 1980’li, 1990’lı yıllarda bu böyle idi. Eski yılları anlattık. Şimdi durum ne! Günümüzde durum ne!
*
Hepimiz bu kentte yaşıyoruz dimi! Dolayısıyla şimdi ki durumu herkes biliyor. Ama ben yine de yazayım. Sezon bitiyor. Kongre tarihi alınıyor. Şehre bakıyoruz. Kimse ‘Ben adayım’ demiyor. Sağa bak, sola bak, nereye bakarsan bak. Her sezon öncesi ‘ben ve ekip arkadaşlarımız aday’ diyen yok. Peki ne var! Çok biliyorsunuz ya hadi söyleyin. Her sezon öncesinde ne yaşanıyor! Ben söyleyeyim. Sakaryaspor Başkanlığı’na aday olan önce Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanı’nın kapısını çalıyor. Dikkat edin. Direkt ortaya çıkan yok…
*
Ne var! Sakaryaspor Başkanlığı’na aday olan önce Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanı’nın kapısını çalıyor. Peki niye o kapıya gidiyorsun, dimi! Gitme, Tuncer Tepe, İbrahim Müftüoğlu, Musa Genç, Aydın Zengin ve birçok eski başkan gibi çık ortaya ve seçime gir. Sakaryaspor Başkanı ol. Ondan sonra tabii ki ekonomik destek arayışına gir. Ama öyle yapmıyorlar. Aday olan önce Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanı’nın kapısını çalıyor. “Başkanım bize destek verirsen biz aday oluruz” diyor. Adaylar yıllardır önce Sakarya Büyükşehir Belediyesi Başkanları Aziz Duran, Zeki Toçoğlu, Ekrem Yüce ve Yusuf Alemdar’a gitti…
*
Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanı seçilmişsin. Bu kentin markası olan Sakaryaspor için sana gelmişler. Ne yapacaksın! Sırtını mı döneceksin! Bunun imkanı var mı, yok. Seve seve takıma sahip çıkacaksın. Ama bir sorun var. Malum, belediyeler takıma kasasından para veremiyor. O zaman iş dünyası, fabrikalar, kurum ve kuruluşlardan Sakaryaspor’a yardım isteyeceksin. Bu öyle zor bir durum ki! Senin rican ile seni kırmadığı için Sakaryaspor’a yardım eden bir kişi veya fabrika üç gün sonra “Efendim böyle bir işimiz var” deyip kapını çalıyor…
*
Kanunlar çerçevesinde adamın işini yapıyorsun. Mesela bir imar değişikliğini düşünelim. Meclisten çıkıyor. Peki sonra ne oluyor! Muhalefet, muhalif basın, rakiplerin, parti içinde seni sevmeyenler, hepsi ve daha fazlası “İşte Sakarya Büyükşehir Belediyesi’ni görüyorsunuz. Nasıl da imar revizyonuyla rant sağlıyor” diyorlar. Bitti mi! Bitmedi! Sezon içinde milyonları bulduğun Sakaryaspor küme düşüyor. Adam sosyal medyasında, “Yusuf Alemdar sana oy yok” diye yazıyor. Siyasi rakiplerin de işin içine giriyor. Sosyal medyada bir linç kampanyası başlıyor…
*
Büyükşehir Belediye Başkanı kim olursa olsun. Vura vur gidiyorlar ve kimseye derdini de anlatamıyorsun. “Sezon öncesi bana geldiler, ben ‘Kim başkan olursa olsun. Elimden gelen bütün desteği yaparım’ dedim ama ‘Olmaz. Sen kesin destek vermelisin’ dediler, ben de destek verdim, hatta iş dünyası ve fabrikalardan para desteği istedim, destek istediklerim de Sakaryaspor’a destek verdi, ancak bunlardan bazıları bana gelip bazı isteklerde bulundu. Bu istekleri yapsak dert, yapmasak dert, takım küme düştü, bunca mücadelemiz heba oldu. Ben de çok üzgünüm, gerçekten üzgünüm ama daha ne yapayım” diyemiyorsun…
*
Tribünde 500 kişi, sosyal medyada ise 100 bin olan taraftar kitlesi seni linç ediyor. Aman Allah’ım, neler yazıyorlar. Ne etkileşim alıyorlar. Oysa sezona bakıyorsun. Sosyal medyada 100 bin olan taraftar kitlesinden eser yok. Sakaryaspor neredeyse sezon boyunca 500 kişiye oynamış. Ama olsun. Hazır ortamı yakaladık. Vur gitsin. Peki sezon bitiyor. Önümüzdeki sezon geliyor. İnşallah iyi bir yönetim çıkar ve 1980’li ve 1990’lı yıllarda olduğu gibi kimseden icazet almadan ‘Biz ekip olarak adayız’ der. Başkan Yusuf Alemdar’ın kapısını çalmadan bu sezon yeni bir başkan ve yönetimi çıkar dimi! Hani her sezon onu “Sakaryaspor’a siyaset bulaştırdılar” denmemesi için bu sezon Sakarya Büyükşehir Belediyesi’nin kapısını çalmadan aday çıkar dimi!
*
Devam edecek…
*
Not:
HÜSEYİN CUMALI HİÇ AFFETMEZ
Aslında geçtiğimiz günlerde Sakaryaspor ile ilgili bu görüşlerimi yazmıştım, seri de bitmişti. Ancak bizim gazetenin Spor Müdürü Utku Kaynar dün benim de içinde bulunduğum “Tarih affetmez” başlıklı bir köşe yazısı yazmış. Onun için Sakaryaspor’a biraz daha detaylı bakacağız. Bu arada Utku Kaynar, evet tarih affetmez ama Hüseyin Cumalı hiç affetmez. Öyle geniş geniş, yayıla yayıla yazmanın karşılığını elbette benden alacaksın.