Şantaj haberden değerli oldu!

Abone Ol

Son yıllarda medya dünyasında öyle sarsıcı, öyle kirli bir dönüşüm yaşanıyor ki, gazeteciliğin o eski şerefli koltuğunda artık bambaşka bir canavar oturuyor. Eskiden bir haberin değeri; kamuyu ne kadar aydınlattığı, yolsuzluğu nasıl ortaya çıkardığı veya güç odaklarına karşı nasıl bir ayna tuttuğuyla ölçülürdü. Bugün ise medyanın karanlık dehlizlerinde yeni bir felsefe hakim: "Şantaj, haberden daha değerli."
Gelin bu çürümeyi ve mesleğin nasıl bir "susturma ticaretine" dönüştüğünü açıkça konuşalım.
Haber Yapmak Değil, Haberi Gömmek Ticareti
Geleneksel gazetecilikte amaç bir gerçeği ortaya çıkarmaktır. Şantaj gazeteciliğinde ise amaç, o gerçeği pazarlık masasına sürmektir.
Sistem kabaca şöyle işliyor: Bir kurumun, iş insanının veya siyasetçinin açığı yakalanır. Müthiş bir manşet, sarsıcı belgeler hazırlanır. Ancak hedef, bu belgeleri okurla buluşturmak değildir. Telefonlar açılır, kahveler içilir ve o "haber", muhatabına satılır.
Burada satılan şey bilgi değil, sessizliktir.
Haber yayınlandığında getireceği tıklanma veya reklam geliri, hedef kişiden alınacak "ilan desteği", "danışmanlık ücreti" ya da doğrudan nakit paranın yanında devede kulak kalır. İşte bu yüzden, haberi basıp tüketmek yerine, onu bir tehdit unsuru olarak canlı tutmak çok daha kârlı bir esnaflığa dönüşmüştür.
Gücü Denetlemekten, Güce Ortak Olmaya
Gazetecilik, dördüncü kuvvet olarak gücü denetlemekle mükelleftir. Fakat şantajı yöntem belirleyenler, gücü denetlemek değil, o gücün yarattığı ranttan pay almak isterler.
Bu durum sadece ahlaki bir çöküş değil, aynı zamanda toplumsal hafızanın ve adaletin de felç edilmesidir. Halkın bilmesi gereken gerçekler, birilerinin lüks rezidanslarının, son model arabalarının harcı haline gelir. Okuyucu ise medyanın vitrinine bakıp "Bugün de memlekette önemli bir şey olmamış" yanılgısıyla hayatına devam eder. Oysa arkada ne devasa fırtınalar kopmuş, ne paralar el değiştirmiştir...
Dijital Çağın Getirdiği "Tetikçilik" kolaylığı
Eskiden şantaj yapmak için büyük matbaalara, köklü dağıtım ağlarına ihtiyaç vardı. Şimdi ise bir internet sitesi açmak, birkaç sosyal medya hesabı fonlamak ve arama motoru optimizasyonu (SEO) bilmek yetiyor.
İtibar suikastçılığı hiç bu kadar ucuz ve zahmetsiz olmamıştı. Hedef alınan kişinin adı yanına "yolsuzluk", "skandal" kelimeleri eklenerek yapılan asılsız ya da abartılı bir paylaşımla, o kişinin tüm hayatı bizzat dijital bir rehineye dönüştürülebiliyor. Temize çıkmak, mahkemeden karar aldırmak aylar sürerken; şantajcıya boyun eğmek "en pratik yol" olarak sunuluyor.
Sonuç: Gerçek Gazetecilerin Omuzlarındaki Yük
Bu kirli düzenin panzehiri yine gazeteciliğin özündedir. Şantajın haberden değerli olduğu bu çağda, her şeye rağmen "Haber kutsaldır, yorum hürdür" ilkesine sadık kalan, tehditlere boyun eğmeyen, kalemini bir zenginleşme aracı değil halkın gözü kulağı olarak kullanan gazeteciler de var.
Ancak toplum olarak bizim de bir özeleştiri yapmamız gerekiyor: Sırf nefret ettiğimiz birine vuruyor diye tetikçi internet sitelerini alkışladığımız, gerçeğin peşinde koşanla şantaj pastasını bölüşeni ayırt etmediğimiz sürece bu çürüme hepimizi yutacak.
Çünkü bir ülkede şantaj haberden daha değerli hale gelmişse, o toplumda artık sadece medya değil; , ahlak ve güven de satışa çıkarılmış demektir.

{ "vars": { "account": "UA-158639220-1" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }