Sessiz görgüsüzler

Abone Ol

Görgüsüzlük deyince çoğumuzun aklına yüksek sesle konuşan, insanları küçümseyen, bulunduğu ortamı kendi malı gibi kullanan kişiler gelir. Oysa görgüsüzlüğün her zaman sesi çıkmaz. Bazı görgüsüzlükler sessizdir. Ne bağırır, ne çağırır, ne de tartışır… Ama insanın içini sessizce kırar.

Adab-ı muaşeret dediğimiz şey, yalnızca “teşekkür ederim”, “lütfen” demekten ibaret değildir. Asıl mesele, karşımızdaki insanın varlığını ve sınırlarını fark edebilmektir.

Mesela biri konuşurken telefonuna bakmak…

Bir davette masadaki insanları yok sayıp sadece kendimizle ilgilenmek…

Bir selamı karşılıksız bırakmak…

Birinin emeğini fark etmemek…

Yanımızdaki insanın sözünü kesmeden dinliyor gibi görünüp aslında hiç dinlememek…

Bunların hepsi sessiz görgüsüzlüktür.

Çünkü görgü, sadece nasıl konuştuğumuz değil, nasıl davrandığımızdır.

Bazen bir insanın eğitimi diplomasından değil, garsona nasıl davrandığından anlaşılır. Bazen makamından değil, kendisinden daha alt konumda gördüğü insanlara yaklaşımından belli olur.

Asıl görgü, kimsenin bizi alkışlamadığı yerde ortaya çıkar.

Kalabalık içinde nazik olmak kolaydır. Herkesin gözünün üzerimizde olduğu yerde düzgün davranmak da öyle… Marifet, kimsenin görmediği anda insan kalabilmektir.

Bugün toplum olarak çok konuşuyoruz ama birbirimizi yeterince dinlemiyoruz. Çok görünürüz ama birbirimizi yeterince görmüyoruz. Sosyal medyada nezaket cümleleri kuruyor, gerçek hayatta ise karşımızdaki insanın yüzüne bakmadan geçiyoruz.

Oysa adab-ı muaşeret biraz da “Ben buradayım ama sen de varsın” diyebilmektir.

Bir kapıyı arkamızdan gelen kişi için tutmak, yaşlı birine yer vermek, çalışan birine teşekkür etmek, birinin özel alanına saygı göstermek, söz sırasını beklemek…

Küçük gibi görünen ama insanlığın büyük göstergesi olan davranışlardır bunlar.

Unutmayalım; insanın gerçek karakteri, gücü eline aldığında değil, gücünü kullanmak zorunda olmadığı halde nasıl davrandığında ortaya çıkar.

Çünkü bazıları yüksek sesle görgüsüzdür.

Bazıları ise sessiz…

Ve belki de en tehlikelisi, kendi sessiz görgüsüzlüğünün farkında olmayanlardır.

Adab-ı muaşeret, başkalarına nasıl davranacağımızı öğreten eski bir kural kitabı değil; aynı toplumda birbirimizin hayatını zorlaştırmadan yaşayabilmenin vicdanıdır.

Görgü biraz inceliktir.

Biraz empati…

Biraz sabır…

Ve en çok da “Ben” demeden önce “biz” diyebilmektir.

Gerçek görgü, insanın kendisini ne kadar önemli gördüğünde değil, karşısındaki insana ne kadar değer verdiğinde saklıdır.

Çünkü bazen en büyük nezaket, söylenen güzel bir söz değil;

Söylenmeyen kırıcı bir sözdür.

{ "vars": { "account": "UA-158639220-1" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }