SAKARYA

SGC Başkanı Sezai Matur'dan Cumhurbaşkanı Erdoğan'a mektup

Sakarya Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Sezai Matur, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a Sakarya’nın geleceğine ilişkin açık mektup yazdı. Matur, kentte tarım arazileri, Acarlar Longozu ve çevre açısından endişelere neden olan iki Münferit Endüstri Bölgesi projesinin yeniden değerlendirilmesini istedi.

Abone Ol

Matur'un T54'deki köşesinde yayınladığı mektup şöyle; "

Sayın Cumhurbaşkanım,

Bu mektubu size, kendi ifadenizle “huzur bulduğunuz şehirden” yazıyorum.

Ama mektubumun size ulaşmayacağını da biliyorum.

Burası Norveç değil.

Dünyanın en sorunlu coğrafyalarından birinde, adeta bir ateş çemberinin ortasında yaşayan bir ülkeyiz.

Bir tarafta sınırlarımızın hemen ötesindeki savaşlar, krizler, tehditler, diğer tarafta içeride yıllardır çözüm bekleyen sorunlar…

Yani hem içeride hem dışarıda o kadar çok mesele var ki, benim mektubuma sıra gelmemesini anlayabiliyorum.

Peki neden yazıyorum?

Hani Nemrut’un ateşine küçücük bir su damlası taşıyan karınca vardı ya…

O küçücük damlayla elbette Nemrut’un ateşi sönmeyecekti.

Ama karınca tarihe bir not düşüyordu;

“Ben Hz. İbrahim’in yanındayım.”

Ben de bugün bu mektubu bunun için yazıyorum.

Sayın Cumhurbaşkanım,

Huzur bulduğunuz şehri, inanın bugün ateşe atıyorlar.

Bu şehrin geleceğini çalıyorlar, toprağını, suyunu ve nefesini riske atıyorlar.

Eminim ki konunun bütün ayrıntılarını bilseniz ilk siz karşı çıkardınız.

“Ne yapıyorsunuz, siz aklınızı mı yitirdiniz?” derdiniz.

“Bir şehrin tarım alanları böyle yok edilir mi?” derdiniz.

“Dünyada eşi benzeri bulunmayan Acarlar Longozu’nun dibine kimya tesisleri yapılır mı?” diye sorardınız.

“Hepsini geçtim, bu şehir kuzeyden gelen rüzgârlarla nefes alıyor. Şehrin nefes koridorunun önüne bu tesisler dikilir mi?” derdiniz.

Sizi 40 yıldan fazladır takip ediyorum.

Eğer sizi biraz olsun biliyorsam, biraz olsun tanıyorsam, bunları yapanlara, buna ön ayak olanlara, bu hesapları kuranlara benim burada yazabildiğimden çok daha sert sözler söylerdiniz.

Yaklaşık çeyrek asırdır bu ülkenin her taşında emeğiniz var,

Huzur bulduğunuzu söylediğiniz Sakarya’da da öyle.

Hele Yusuf Alemdar’ın Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanı olmasının ardından şehrimize yapılan yatırımlar için size ayrıca teşekkür borçluyum. SakaryaHaberleri

Adınızın kampüsüne verilmesini de canıgönülden destekliyorum.

İnanın son iki yılda yapılan yatırımları tek tek saysam belki siz bile;

“Bunu da mı yaptık?”

dersiniz.

O kadar çok…

Ve gerçekten bu yatırımlar şehrin kaderini değiştirmeye başladı.

Yıllardır konuşulan, hatta zaman zaman artık çözülemez diye düşünülen meselelerde dahi çözüm iradesi ortaya koydunuz.

Bu şehir, yapılanları unutmaz.

İnanıyorum ki huzur bulduğunuz bu şehrin tarihi, yıllar sonra bile size ayrılan satırları altın harflerle yazacak; sizi hayırla yâd edecektir.

Sayın Cumhurbaşkanım,

Yıllardır konuşulmasına rağmen bir türlü adım atılamayan tren raylarının yer altına alınması projesinin töreninde aklımdan geçti;

Bu kadar yatırım…

Bu kadar güzellik…

Hem de hepsi aynı dönemde…

Kendi kendime;

“Çok mu oluyoruz acaba?”

dedim.

Galiba bu kadar mutluluk bize fazla geldi.

Çünkü şimdi birileri, bir teknoloji yapılanmasının adı altında, kimya tesislerini huzur bulduğunuz şehrin tarım arazilerine, dünya harikası Acarlar Longozu’nun hemen yakınına ve şehrin nefes koridorunun üzerine getirmeye hazırlanıyor.

Nefesimizi kesiyorlar Sayın Cumhurbaşkanım!

Peki neden şimdi?

Siz bir süre önce;

“Sanayi Samsun-Mersin aksına kayacak.”

dediniz.

Bu politika hayata geçirilmeden önce, İstanbul’dan Kuzey Marmara Otoyolu üzerinden fabrikalarına kolayca ulaşıp akşam yeniden Boğaz’daki evlerine dönebilsinler diye, daha önce Kimya OSB olarak planlanmak istenen bölge bu kez başka bir modelle gündeme getirildi.

Yerelde seçilmişlerin ve atanmışların itirazları sonucunda gerçekleşmeyen planın, bu defa yerelin etkisinin olmadığı Münferit Endüstri Bölgesi modeliyle hayata geçirilmek isteniyor.

Bazıları ormana baktığında ağacı değil, ondan kaç metreküp kereste çıkacağını görüyor.

Yeşil onlar için tabiatın değil, yalnızca Amerikan dolarının rengi.

Tarım arazilerinin yok olması…

Dünyada çok az örneği bulunan longoz ekosisteminin zarar görmesi…

Göçmen kuşların yaşam alanlarının yok edilmesi…Göç yollarına farika bacalarını dikmek...

Bir milyona yaklaşan nüfusun temiz hava hakkı…

Bunların hiçbiri, “Onların” ekonomik hesabın karşısında değer taşımıyor.

Onlar yazın sıcağında Bodrum’da ya da Fransa sahillerinde soğuk içeceklerini yudumlarken, huzur bulduğunuz şehrin insanları kimyasal soluyacak, nefes alamaycak.

Onlar kışın Boğaz’da kar yağışını seyrederken, biz pencerelerimizi dahi rahatça açamayacağız.

Nefesimizi kesiyorlar Sayın Cumhurbaşkanım.

Neden umudum sizsiniz biliyor musunuz?

Huzur bulduğunuz şehrin merkezinde eski stadyum vardı.

Arazisinin ihalesi yapılmıştı.

İhaleyi kazanan belli olmuştu.

Bedeli dahi ödenmişti.

Artık oraya binalar yapılacaktı.

Bütün süreçler tamamlanmış olmasına rağmen siz;

“Hayır. Burası şehrin merkezi. Buraya Millet Bahçesi yakışır.”

dediniz.

Ve öyle oldu.

İnanın bugün o kadar güzel oldu ki…

Yaz akşamları oturmaya yer bulamıyoruz.

Ama en önemlisi;

Nefes alıyoruz.

Boğaz’da yalısı olmayanların da bu ülkede güzel yaşamaya hakkı olduğunu, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığınız döneminde önünden dahi geçemediğimiz köşkleri ve sosyal alanları halka açtığınız günlerden biliyoruz.

İnsana verdiğiniz değeri biliyorum.

Boğaz’da oturamayan insanlara verdiğiniz değeri biliyorum.

Yeşile verdiğiniz değeri biliyorum.

İşte bu yüzden umudum sizsiniz.

Huzur bulduğunuz şehirde sağlıklı yaşama hakkımızın elimizden alınıyor Sayın Cumhurbaşkanım.

Hem de sizin döneminizde…

Hem de sizin bu şehrin kaderini değiştirecek yatırımlar yaptığınız bir dönemde…

Sayın Cumhurbaşkanım,

Bu Münferit Endüstri Bölgesiyle ilgili şehirde çok ciddi bir rant endişesi var.

Lütfen “sanayi ve istihdam potansiyeline güç katacak” şeklindeki birkaç cümlenin meseleyi anlatmaya yettiğini düşünmeyin.

Çünkü karşımızdaki tablo bundan çok daha büyük.

Şehrin otoyolunun ve merkezinin hemen yanında yaklaşık 35 yıl önce kurulmuş 1. OSB’de dahi hâlâ boş alanlar bulunurken,

Üçü planlama aşamasında olmak üzere toplam 9 OSB’nin bulunduğu bir şehirde,

Tarım arazilerinin üzerinde ayrıca iki münferit endüstri bölgesi kurulmasını gerçekten anlamakta zorlanıyoruz.

Gerçeğin tamamını bilseniz, inanıyorum ki ilk siz itiraz ederdiniz.

Aynı Resmî Gazete’de Eskişehir’in İnönü ilçesinde Ford Otomotiv için de özel endüstri bölgesi ilan edildi.

Ford’un İnönü’deki fabrikasının temeli 1979 yılında atılmış.

Neredeyse yarım asırlık bir sanayi yatırımı.

Alanında dünyanın önemli üretim merkezlerinden biri.

Ülkemiz açısından stratejik değeri tartışılmaz.

Keza ülkemizin gözbebeği olarak gördüğümüz Baykar gibi stratejik kuruluşlarımızın endüstri bölgeleri…

Bunlar Türkiye için hayati önemdeki yatırımlardır. TarihBelgeseli İzle

Kurulu, üretim yapan, stratejik değer taşıyan ve ülkemizin teknolojik bağımsızlığına katkı sunan tesisler için tabi ki Endüstri Bölgeleri ilan edilmeli.

Ama İstanbul’daki evine daha kolay gidip gelebilmek uğruna mısır tarlasının üzerine kimya fabrikası kurmak…

Çinli şirketler daha fazla kazansın diye fındık bahçelerini depo alanlarına çevirmek…

Bu şehrin insanına biraz haksızlık değil mi Sayın Cumhurbaşkanım?

Bu toprakların insanlarının da temiz hava solumaya hakkı yok mu?

Bizim çocuklarımızın da toprağa basmaya hakkı yok mu?

Bizim torunlarımızın da Acarlar Longozu’nu görmeye hakkı yok mu?

Sayın Cumhurbaşkanım,

Biliyorum, belki bu mektubu okumayacaksınız.

Ama bu şehir sizin gönlünüzde nasıl özel bir yere sahipse, inanın sizin de bu şehrin gönlünde çok özel bir yeriniz var.

Fakat sizin imzanızın bulunduğu bir kararın ardından ne atanmışlar ne de seçilmişler kolay kolay bir cümle kurabiliyor.

İşte mesele biraz da burada düğümleniyor.

Bilinmesini isterim ki şehirdeki çok geniş bir kesim, endüstri bölgesi olarak ilan edilen bu iki alana ilişkin ciddi kaygılar taşıyor.

Çünkü aynı bölgeler daha önce de Kimya OSB ve Lojistik OSB olarak gündeme getirildi.

Araziler konuşuldu.

Çevredeki arsalar el değiştirdi.

Spekülasyonlar oluştu.

Şimdi aynı alanların farklı bir hukuki statüyle tekrar karşımıza çıkması doğal olarak insanların kuşkularını artırıyor.

Dedim ya Sayın Cumhurbaşkanım;

Bu şehir gerçekten bu iki projeyi istemiyor.

Yaklaşık 35 yıl önce kurulmuş OSB’sinde dahi boş alanlar bulunan, üçü planlama aşamasında olmak üzere dokuz OSB’ye sahip bir şehirde yeni sanayi alanlarının tarım topraklarına doğru genişlemesine insanlar anlam veremiyor.

Ama “Onlar” o kadar güçlü ki,

Yerelin tüm itirazlarına rağmen “ Ankara’dan” işlerini hallettiler.

Bu yüzden ne atanmışlar ne de seçilmişler artık açıkça karşı çıkabiliyor.

Hemen hepsi aynı cümleyi söylüyor:

“Sayın Cumhurbaşkanımız yaptıysa doğrudur.”

Ama inanıyorum ki birçoğunun vicdanında başka cümleler var.

Sayın Cumhurbaşkanım,

Yeşili yalnızca Amerikan dolarının rengi olarak görenlerin parası olabilir.

Güçlü bağlantıları olabilir.

Ankara’da kapıları açılabilir.

Ama bizim de başka bir gücümüz var;

Sizin gönlünüzde bu şehrin, bu şehrin gönlünde de sizin çok özel bir yeriniz var.

Ben bugün o gönül bağına güvenerek size sesleniyorum.

Biz yatırım karşıtı değiliz.

Sanayi karşıtı değiliz.

Üretime karşı hiç değiliz.

Bu ülkenin büyümesini, sanayileşmesini, istihdam üretmesini herkesten çok isteriz.

Ama sanayi yapılacaksa doğru yerde yapılsın.

Kimya tesisi kurulacaksa insanların nefes borusunun üzerine kurulmasın.

Depo yapılacaksa fındık bahçeleri yok edilmesin.

Fabrikalar yükselirken tarım toprağı ölmesin.

Birileri kazanırken bir şehir kaybetmesin.

Bugün siz bize sahip çıkmazsanız, durumumuz gerçekten iyi değil Sayın Cumhurbaşkanım.

Çünkü bizim Ankara’da güçlü bağlantılarımız yok.

Boğaz’da evlerimiz, Ege'de yatlarımız yok...

Yazları Fransa sahillerine gidemiyoruz.

Bizim burada toprağımız var.

Fındığımız var.

Tarlamız var.

Longozumuz var.

Çocuklarımız var.

Ve en önemlisi;

Nefesimiz var.

Onu da kaybetmek istemiyoruz.

Size, huzur bulduğunuz şehirden bir vatandaş olarak yazıyorum;

Lütfen bu iki Endüstri Bölgesini yeniden inceletin.

Sadece yatırım raporlarını değil, toprağı görün.

Haritada çizilmiş sınırları değil, o sınırların içinde yaşayan insanları görün.

Sanayi parsellerini değil, Acarlar Longozu’nu görün.

Ekonomik tabloları değil, çocuklarımızın geleceğini görün.

Ve bir gün yeniden huzur bulduğunuz şehre geldiğinizde, derin bir nefes alın.

Bizim tek isteğimiz,

O nefesi çocuklarımızın da alabilmesi.

Saygılarımla.

Sevgili Burhanettin Duran,

Sen bu şehrin yetiştirdiği ve gurur duyduğu bir evladısın.

Ülkemizin çok önemli kurumlarında yöneticilik yaptın, bugün de devletimizin en stratejik kurumlarından birinin başındasın. Sayın Cumhurbaşkanımıza en yakın çalışma arkadaşlarından birisin.

Seninle gurur duyuyoruz.

Bu şehirde Duran soyadının da çok özel bir yeri var.

Şehrin en zor zamanlarında sorumluluk üstlenen, bugün rahmetle, sevgiyle ve saygıyla andığımız amcan Aziz Duran, bu şehrin yöneticisiydi.

O güler yüzlü, güzel insanın adı Sakarya’nın tarihinde altın harflerle yazılıdır ve inanıyorum ki hep öyle kalacaktır. SakaryaHaberleri

Sen de onun gibi güzel bir insanın yeğenisin.

Biliyorum, bu şehirden işi olan, derdi olan, Ankara’da kapısını çalacak birini arayan herkes sana geliyor.

Gündeminin ne kadar yoğun olduğunu da tahmin edebiliyorum.

Ama, bu defa mesele bildiğin gibi değil.

Bu defa mesele bir kişinin işi, bir kurumun talebi ya da çözülebilecek sıradan bir bürokratik problem değil.

Bu defa mesele bir şehrin geleceği.

Bu şehrin toprağı…

Suyu…

Tarım alanları…

Acarlar Longozu…

Ve hepsinden önemlisi, çocuklarımızın soluyacağı hava…

Senden bir hemşehrin olarak bir ricam var.

Her zaman rahmetle andığımız ve bundan sonra da hayırla anacağımız Aziz Duran’ın hatırı için…

Bu topraklarda yaşayan ve bu topraklara defnedilmiş aile efradının hatırı için…

Bu şehirde büyümüş olmanın, bu şehrin suyunu içmiş, havasını solumuş olmanın hatırı için…

Bu mektubu Sayın Cumhurbaşkanımıza ulaştır.

Meramımızı kendisine anlat.

Çünkü inanıyorum ki meselenin bütün ayrıntılarını öğrendiğinde, bu şehrin tarım alanlarının, doğasının ve nefes koridorlarının korunması konusunda Sayın Cumhurbaşkanımızın yaklaşımı farklı olacaktır.

Allah sana uzun, sağlıklı ve hayırlı bir ömür versin.

Ama hepimiz faniyiz.

Emr-i Hak vaki olduğunda, insanın gönlü sonunda doğduğu, büyüdüğü, ailesinin ve hatıralarının bulunduğu toprağa dönmek ister.

Senin de bir gün ebedî istirahatgâhının büyük ihtimalle bu şehir olacağını düşünüyorum.

İşte o gün, mezarının üzerinde açacak çiçeklerin sanayi kirliliğinden etkilenmeden, temiz havada açabilmesi için…

Çocuklarımızın o çiçeklerin yanına geldiklerinde rahatça nefes alabilmesi için…

Acarlar Longozu’nda kuşların uçmaya devam edebilmesi için…

Fındık bahçelerimizin, mısır tarlalarımızın ve bereketli topraklarımızın bizden sonraki nesillere de kalabilmesi için…

Bu mektubu ve bizim feryadımızı Sayın Cumhurbaşkanımıza iletiver.

Senden büyük bir şey istemiyorum.

Sadece bu şehrin sesinin, ulaşması gereken yere ulaşmasına vesile olmanı istiyorum.

Çünkü bazen bir şehrin kaderini değiştirmek için uzun konuşmalara değil, doğru insanın doğru zamanda söyleyeceği birkaç cümleye ihtiyaç vardır.

Belki de bugün o birkaç cümleyi söyleyebilecek kişi sensin.

Sevgi ve saygılarımla.

{ "vars": { "account": "UA-158639220-1" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }