Tuğba Boz yazıyor...

Birçok şarkıda “ayrılık ölümden beter” diyor söyleyen. Ayrılık ve ölüm, dizeleri süslüyor. İflah olmaz romantikler sevdiceğine sözler veriyor “senden ayrılırsam ölürüm”. Ayrılınca öleni siz gördünüz mü? Ben görmedim.

Ama ölünce ayrılanlarla dolu mezarlıklar.  Gece olup da el ayak çekilince yürümeyi seviyorum bazen. Evlerin her birinde farklı bir ışık yanmaya başlıyor karanlık çökünce.

Tüm evlerde, o ışıkların altında ayrı bir hikaye var. Hatta bazı zaman her ışığa ayrı bir öykü yazıyorum dolaşırken.

Kimi ev sessiz; yalnızlık evi. Işığı yanmıyor sabaha kadar. Tv ışığı var sadece. Kimi evde tüm odaların ışıkları cıvıl cıvıl. Kalabalık, bol çocuklu, bol dedeli nineli hatta.

Bazı evler var sadece başucu lambası yanıyor. Hasta var belki deyip üzülüyorum, dua ediyorum iyileşsin diye. Evin lambaları yanmıyorsa başka bir eve ziyarete gittiklerini düşünmek güzel oluyor.

Çok severdim çocukken misafirliğe gitmeyi. Çaylar içilir, mısır patlatılır; ne tatlı sohbet edilirdi.  Kahkahalar patlardı ardı ardına.

Mezarlıklarda da çok hikaye var. 

Her mezarın başında bir mermer, üzerinde ayrılık tarihi. Tek dünyalıkları bu taş. Bu mermerlerin üzerinde hayat hikayesi yazılı olsa ne olurdu? Kırlarda gezmek yerine mezarlıktan çıkmazdım sanırım.

Özel Çocuklar bugün çok mutluydu Özel Çocuklar bugün çok mutluydu

Yaşadıklarıyla ayrılıp gittiler. Yaşadıkları kadar ayrıldılar. Kiminle neyi ne kadar yaşadığınla ilgilidir ne kadar ayrıldığın da. Sen ne kattın hayata? Hayatta ne kadardı varlığın? Kimde ne kadar yer kapladın? İşte o kadar ayrısın öldüğünde.

Çok küçük yaşlarda annemin ya da babamın öldüğünü düşününce deliler gibi ağlardım. Sonra evin içinde onlarla karşılaşınca sarılıp öper koklardım. Bu kavuşma sevince boğardı beni. 

Şimdi büyüdüm.

Ölüme karşı bu kadar hissisleşmem ne zaman başladı bilmiyorum. Sanırım her canlı ölümü tadacaktır sözünün yanına her canlının bir gün mezarda bir sevdiği yatacaktır da denmeli. Babamın cenazesinden sonra bahçeye çıktım.

Nefes alamıyordum. Sanki yine küçücüktüm ve bahçenin bir yerinde çıkacaktı ortaya.

Koşup sarılacaktım. Bahçe kapısının hemen yanında yerde buldum son giydiği kıyafetlerini. Cenazesini yıkayanlar umarsızca bırakıp gitmişlerdi pijamalarını yere. Orada anladım artık çocuk olmadığımı. Orada anladım ki başka hiçbir ölüm canımı yakamazdı artık. 

Sevgilisinden ayrılınca öleni görmedim ama ölünce ayrılan nice sevgili nice baba nice evlat yatıyor mezarlıklarda. Evin içinde dolanırken karşılaştığınız evladınıza sıkıca sarılın bu güzel cuma gününde.

Ya da anne babanızın kokusunu doyasıya çekin içinize. Sevdiceğinizin gözünün içine baka baka seviyorum deyin. Çünkü ayrılık bizim için. Ne demiş şair “ giden memnun ki yerinden, dönen yok seferinden”.