EĞİTİM

"Diplomanın üzerine ekstra yetkinlikler konulmalı"

‘Uluslararası İstihdamda Kalite ve Akreditasyonun Rolü’ konulu söyleşiyle SUBÜ Konuşmaları’nın 125’inci konuşmacısı olan Ljubljana Üniversitesi Öğretim Üyesi ve YÖKAK Uluslararası Danışmanı Prof. Dr. Olgun Çiçek, “Artık diploma tek başına yetmiyor. Bizi farklı kılan, diplomanın üzerine koyduğumuz ekstra yetkinliklerdir. Mikro krediler diplomayı ortadan kaldırmıyor, tam aksine diplomaya destekleyici ve tamamlayıcı olarak geliyor” dedi.

Abone Ol

Sakarya Uygulamalı Bilimler Üniversitesi (SUBÜ) tarafından yürütülen SUBÜ Konuşmaları’nın 125’inci konuşmacısı, ‘Uluslararası İstihdamda Kalite ve Akreditasyonun Rolü’ konulu söyleşiyle Ljubljana Üniversitesi Öğretim Üyesi ve YÖKAK Uluslararası Danışmanı Prof. Dr. Olgun Çiçek oldu. Moderatörlüğünü Kalite Koordinatörü Dr. Öğretim Üyesi Selcen Vodinalı’nın üstlendiği söyleşide; küresel akreditasyonun kariyere ve uluslararası istihdama etkisi, yapay zekâ çağında kalite güvencesi, öğrenci ortaklığı, mikro yeterlilikler ve uygulamalı eğitim gibi konular üzerine konuşuldu.

Güven oluşturuyor

Kalite ve akreditasyon çalışmalarının temel amacının öğrenci, üniversite ve sektör arasında güven oluşturmak olduğunu belirten Prof. Dr. Olgun Çiçek, “Bizim için kıymetli olan öğrencilerimizin mezun olduktan sonra eğitimlerine devam etmeleri. Aynı zamanda sektörde bilgi ve becerilerini kullanacakları görevlerde olmalarıdır. Kalite ve akreditasyon çalışmalarını, mezunların sektörün ve kendi beklentileri doğrultusunda donanımlı olarak mesleğe başlayabilmelerini güvence altına almak için yapıyoruz. Bu çalışmalar bir prosedür veya bürokrasi oluşturmak için değil yapılan faaliyetlerin bir amaca ve etkiye sahip olmasını sağlamak içindir. Sektörle üniversitenin ayrı düşünülmesi mümkün değildir. Özellikle SUBÜ gibi uygulamalı eğitimi öne çıkan üniversitelerde sektörün desteği bu sürecin temel taşıdır” dedi.

Öğrencinin geleceğine odaklanıyor

Akreditasyonun öğrencilerin üniversite ve program tercihlerinde kalite güvencesi oluşturduğunu ifade eden Çiçek, “Öğrencilerin çok sayıda üniversite ve program arasından yapacakları tercih kritik bir karardır. Bir üniversitenin kampüsünün büyüklüğünden öte, tercih edilecek programın belirli bir standart ve kalite kontrolünden geçmiş olması gerekir. Akreditasyonda sadece sınıf, kütüphane veya hoca sayısı gibi unsurlara bakmıyoruz. Verilen eğitimin öğrencinin bilgi, beceri ve yetkinliklerini geliştirip geliştirmediğini, sektör bağlantılarını ve uygulama alanlarını değerlendiriyoruz. Öğrencilerin akreditasyonun kim tarafından verildiğine de bakması gerekir. YÖKAK veya Avrupa’da ENQA üyesi, EQAR’ye kayıtlı kuruluşlar üzerinden bu süreçlerin güvenilirliği kontrol edilebilir. Dolayısıyla akreditasyon, öğrencinin alması gereken eğitimi alabilmesini ve mezuniyet sonrasında mesleğini yapabilmesini güvence altına alıyor” ifadelerini kullandı.

Yapay zekâ dönüşüyor

Yapay zekâ ve dijital dönüşümün kalite ve akreditasyon süreçlerini de değiştirdiğine dikkat çeken Çiçek, “Yapay zekâ akademiye, kaliteye ve akreditasyona da dahil oldu. Klasik standartlar ve kâğıt kalemle yürütülen sistemler değişiyor. Yapay zekâyı akreditasyon öncesindeki hazırlıkta, değerlendirme, raporlama ve izleme aşamalarında kullanabilecek unsurlar var. Ancak yapay zekâ ile insan zekâsı arasındaki dengeyi doğru belirlemeliyiz. Süreçleri tamamen yapay zekâya bırakma lüksümüz yok çünkü hata payları bulunuyor. Bunun yanında işverenlere yönelik istihdam

edilebilirliği artıran unsurları da öne çıkarmalıyız. Sektörden uzman temsilcilerini süreçlere dahil ederek mezunların ihtiyaç duyduğu bilgi ve becerileri önceden değerlendirmek önemli” şeklinde konuştu.

Öğrenci kaliteye ortak

Öğrencilerin kalite süreçlerinde daha fazla sorumluluk alması gerektiğini belirten Çiçek, “Benim açımdan öğrenciler zaten patron. Bu sahiplik ve sorumluluk onlara aittir. Öğrencilerin komite, konsey, kurul ve senato gibi yapılarda temsil edilmesini bekliyoruz. Sahada bundan doğrudan etkilenen öğrenciler, bizim göremediğimiz sorunları, çözüm önerilerini ve fırsatları ortaya koyabiliyorlar. Geri bildirim mekanizması da bu nedenle çok önemlidir. Anketlerin sonuçları öğrenciye gösterilmeli, birebir görüşmelere de yer verilmelidir. Öğrenci mezun olduktan sonra elde edilen tespitler işine yaramaz. Akreditasyon sadece bir rapor veya prosedür değil, herkesin günlük uygulamalarına yansıyan bir kalite kültürü oluşturma çalışmasıdır” dedi.

Mikro yeterlilikler

Mikro yeterliliklerin yükseköğretimde giderek daha fazla önem kazandığını ifade eden Çiçek, “Mikro kredilerin en büyük avantajı esnek ve transfer edilebilir olmalarıdır. Özellikle hızlı gelişen teknolojiler karşısında mevcut müfredatın yetişemediği güncel bilgiyi öğrenciye kazandırabilirler. Mikro krediler diplomayı ortadan kaldırmıyor, onu destekleyici ve tamamlayıcı bir yapı sunuyor. Ancak akademik değerinin yanında sektör açısından da bir karşılığı olmalı. Sertifika ile mikro kredi karıştırılmamalıdır. Mikro kredide öğrenme çıktılarının, içeriğin, değerlendirmenin, kredinin ve kalite güvencesinin bulunması gerekiyor. Artık diploma tek başına yetmiyor. Bizi farklı kılan, diplomanın üzerine eklediğimiz yetkinliklerdir” diye konuştu.

Uygulama sektörle buluşuyor

Uygulamalı eğitim veren üniversitelerin farkına değinen Çiçek, “SUBÜ’nün diğer klasik üniversitelerden farkı, uygulamanın sektörle koordineli olarak yürütülmesidir. Akreditasyon değerlendirmelerinde uygulama sürelerini, alanlarını ve bu uygulamaların ne kadar gerçekçi ve etkili olduğunu görmek istiyoruz. Bunu yalnızca kâğıt üzerinde değil, öğrencilerden ve sektördeki uzmanlardan alınan görüşlerle de teyit ediyoruz. Sektörden profesyonellerin ders vermesi, danışma kurullarında yer alması ve öğrencilerin sektör imkânlarından faydalanması uygulamalı üniversiteleri farklılaştırıyor. Kalite süreçlerinde öğrenci ortaklığı, sektör ortaklığı ve diplomanın yanında mikro yeterliliklerin geliştirilmesi çok kritiktir” ifadelerini kullandı.

{ "vars": { "account": "UA-158639220-1" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }