Tuğba Boz yazdı...

Bu akşam yine sarhoştu. Nerede, ne kadar içtiğini unutmuştu. Son şişesi de elinde dolanırken “Allah u Ekber” sesiyle irkildi. Başını kaldırıp nerede olduğunu ilk kez düşündü o an. Tam da caminin kapısının önündeydi. Kapının yanındaki ıhlamur ağacının kokusu geldi burnuna. Hafifçe esti rüzgar, içine bir hoşluk doldu.

Kapıdan içeri bir suçlu gibi göz attı. Avluda çocuklar koşturuyordu. İki dede abdest alıyorlardı; birbirlerine su atan gençlere gözlerini devirerek. Çocukluğu orada tam da avlunun ortasında belirdi. Göz kırptı ona. Eliyle gel işareti yaptı. Şişesini hatırladı elinde. Ceketinin iç cebine sıkıştırdı özenle.

Gecenin kalan vaktinde lazım olacaktı ona. Cami avlusuna ürkek adımlarla girdi. Tenha bir köşe buldu. Sırtını iki yüz yıllık duvara yasladı. “Olasılık” dedi fısıltıyla. Çözülebilirdi tüm olasılıklar. Ama o beklememiş, olasılığın olduya dönmesine fırsat vermemişti.

Annesi çalıştığı için babaannesi bakmıştı gündüzleri ona. Herkes babaannesi sadece onu doyurup, temiz pak giydiriyor diye düşünedursun aslında iki annesi vardı onun. Gündüz babaanneden besmele ile yemeğe başlamayı, sofra dualarını, Müslümanın vazifelerini dinliyordu. Akşam annesi ona cadılar bayramında hangi kostümü giymek istediğini soruyordu.

Bu iki anne olasılığı onu büyüdükçe düşünmeye; düşündükçe kaybolmaya itti. İki anne de kendi hayatını benimseyen bir çocuk istiyordu. Bu mümkün müydü? Olasılık 1.

Okuduğu okullarda tercih yoktu. Babasının seçimleri vardı. İki seçenek olması imkansızdı. Aldığı davayı asla kaybetmeyen ama avukat olmaktan nefret eden bir adama dönüşmüştü. Babasının biricik gururuydu. Üniversitede okulu bırakmaya kalkmış, tüm aile ayaklanmıştı. Üniversiteyi yarıda bıraksa ve o çok istediği konservatuara girseydi… Olasılık 2.

Rıza Yıldız son yolculuğuna uğurlandı Rıza Yıldız son yolculuğuna uğurlandı

Camiden çıkan tanıdık bir yüz gördü. Dedesi onu bu halde görmesin diye duvarın içinden geçip kayboldu adeta. Yüzü mermere dönüştü, kalbi buz kesti. ‘dedemm’ diye iç geçirdi özlemle. Elinden tutup Cuma namazlarına getiriyordu onu çocukken. Namaz kıldı diye de gururla çarşıda gezdiriyordu. Esnaf ona hediyeler veriyordu. En çok toz leblebiyi seviyordu. Ağzına burnuna bulaşan leblebi tozu en masum kiriydi hayatın.

Dedesi caminin avlusundan çıkarken koşup sarılmamak için direndi. Cuma namazına gidiyor diye annesinin okul aile birliği başkanı olduğu kolej arkadaşları ona isim takmışlardı “hacı abi”. Arkadaşlarına aldırmamış olsa, huzur bulduğu camiden kaçmaz dedesine her Cuma bir bahane uydurmazdı. Hem kolejde sevdiği arkadaşlarıyla dostluğunu devam ettirip hem de namaz kılabilseydi kimse dalga geçmeden ya da “ hacı abi” lakabına onlar gülerken o gurur duyabilseydi kendiyle, olabilir miydi?

Mesela o Cuma namazı kılarken, namaz kılmak istemeyen arkadaşları caminin kapısında onu bekleselerdi ve sonra hep beraber güle oynaya öğlen yemeklerini yeselerdi. Ne onlar alay etseydi, ne o utansaydı, ne onlardan vazgeçmeseydi ne de camiden? Mümkün müydü? Olasılık 3.

Bir kız sevmişti. Hem de ne aşk! Bu kez olasılık yoktu, ömrünü onunla geçirmek istemişti. Babaannesi kız baş örtüsü takmıyor; üniversite okuyor diye kıyametleri koparmıştı. Ondan beyine hanım mı olurdu? Annesi kızın okuduğu okulu beğenmemiş, statüsünü oğluna layık bulmamıştı. Ondan anne mi olurdu? Onları dinlemeyip evlenseydi sevdiceği ile acaba böyle mutsuz olur muydu şimdi? Olasılık 4.

Son Müslüman kişisi çıkana dek bekledi oturduğu yerde. Olabilecek tüm ahiret soruları kendisine sorulmuş da hepsine iki seçenekli cevaplar vermişti sanki. O kadar ağırdı yükü. Melekler ne yapsındı böyle olasılıklı adamı? “ Şeytan bile benden daha net.” diye geçirdi içinden.

O zaman şimdi tam da o anda ya elindeki şişeyi bırakıp abdest alacak ve camiye girecekti ya da kapıdan çıkıp geceye devam edecekti. Elindeki şişeye baktı. 5. Olasılık olamayacak kadar ehemmiyetsiz diye düşündü. O ne olasılıkları tepmişti elinin tersiyle.

Kapıdan çıkarken ıhlamur ağacına çarptı, ağız dolusu sövdü. Şişesinden bir yudum aldı. Sokak boştu, bir şeyler mırıldandı dönüp son kez camiye bakarken:

“ Bir takvim ve bir şişe rakı yeter bana.

Takvim; senin geleceğin günleri saymaya,

Rakı; gelmediğin günleri kurtarmaya…”

Cemal Süreya

Tuğba Boz instagram.com/tugba.mutlu.boz?igshid=MWQ2ODkyMjM=