Sakarya Ticaret ve Sanayi Odası (SATSO) Mart Ayı Olağan Meclis Toplantısı, Meclis Başkanı Erdem Ercan başkanlığında; Yönetim Kurulu Başkanı A. Akgün Altuğ, yönetim kurulu üyeleri ve meclis üyelerinin katılımıyla Erol Öztürk Hacıeyüpoğlu Meclis Toplantı Salonu’nda gerçekleştirildi.
Ülke ve ekonomi gündemi hakkında değerlendirmede bulunmak ve Yönetim Kurulu’nun aylık faaliyetleriyle ilgili bilgi vermek üzere kürsüye gelen SATSO Yönetim Kurulu Başkanı A. Akgün Altuğ, açıklamalarında şunları kaydetti:
Genel değerlendirme
Son dönemde küresel ekonomi belki de modern çağın en çetin sınavlarından birini veriyor. Artık öyle bir dönemdeyiz ki; bir iş insanı olarak sabah uyandığınızda sadece kura,enflasyon verisine veya faiz kararına bakmanız yetmiyor.
Artık haritayı önünüze açıp, jeopolitik dengeleri de analiz etmek ve bunları yakından izlemek zorundayız. Özellikle Orta Doğu’da aylardır süren gerginlik, bize bir gerçeği çok sert hatırlattı: huzurun olmadığı yerde, hesap da tutmuyor.
Mart ayının sonuna gelirken İran ile İsrail arasındaki o bildiğimiz gerilim, maalesef ABD ninde girmesiyle bölgesel bir savaşa dönüştü. Ve bu durum mutfağımızdaki enerji maliyetinden, cebimizdeki finansal varlıklara kadar her yere sirayet etti. Bugün hürmüz boğazı çevresindeki riskler arttıkça, petrol akışı aksıyor.
Bu da başta Asya ve Avrupa olmak üzere tüm dünyada enerji fiyatlarını yukarı doğru itiyor.
Goldman sachs’ın 17 mart tarihli analizinde ise Hürmüz Boğazı’nın kapalı kalması durumunda Brent Petrolünün ortalama 98 dolar civarında seyredeceği, ancak uzun kesintilerde fiyatların 150 dolar seviyesine kadar tırmanabileceği öngörülüyor.
Bu tablo, küresel büyümede yaklaşık 0,3 puanlık gerileme riski yaratıyor. IMF verileri net: enerji fiyatlarında kalıcı bir %10’luk artış demek, dünya genelinde enflasyonun 40 baz puan artması, büyümenin ise %0,2 yavaşlaması demek.
ABD Merkez Bankası, haziran ve eylül aylarında olası faiz indirimlerinin kapsamını yeniden değerlendirmeye alırken; Avrupa merkez bankası da enerji kaynaklı enflasyon baskılarını izlemeye devam ediyor. Ancak burada asıl mesele sadece matematiksel veriler değil.
Rakamların bu denli savrulmasının ardında küresel sistemin koruyucusu olduğunu iddia eden ABD gibi güçlerin, kuralları ve kaideleri hiçe sayan keyfi tavırları uluslararası ticaretin güven zeminini yerle bir ediyor.
Artık karşımızda hukukun üstünlüğüyle işleyen bir piyasa değil, 'güçlü olanın kuralı o an yazdığı' ve jeopolitik çıkarlar uğruna küresel refahın feda edildiği, kaotik bir düzen var.
Diğer taraftan çoğumuz, enerji krizini sadece "akaryakıt zammı" sanıyoruz. Ama aslında bu kriz, kullandığımız yapay zekayı ve dijital dünyayı da vuruyor. Bugün devasa veri merkezleri o kadar çok enerji tüketiyor ki, enerji fiyatındaki her artış dijital işlem maliyetlerimizi de sessizce yukarı çekiyor. Yani kriz, sadece depomuzda değil, cebimizdeki telefonun işlem gücünde bile hissediliyor.
Türkiye Ekonomisi
Peki, bu devasa küresel dalgalanma Türkiye’ye nasıl yansıyor?
Enerji ithalatçısı bir ülke olarak, küresel petrol ve gaz fiyatlarındaki her kuruşluk artış, bizim dış ticaret dengemizi ve enflasyonla mücadelemizi doğrudan zorlaştırıyor.
Ancak Türkiye, bu süreci sadece "izleyen" değil, "yöneten" bir aktör olmalı. Sahip olduğumuz esneklik ve stratejik avantajlara odaklanmalıyız. Türkiye ekonomisi tam 22 çeyrektir aralıksız büyüyor; bu önemli bir başarı. Ancak 2026 yılında da bu ivmeyi sürdürmek daha zor.
Bölgedeki savaş, bu büyüme yolunu ciddi anlamda "engebeli" hale getirdi. Bu yılki büyümenin kalıcılığı, tamamen bu krizin süresine ve bizim dış şoklara vereceğimiz tepkiye bağlı. Bu fırtınayı hasarsız atlatmanın tek yolu, gerçekçi bir ekonomi yönetimidir. Küresel türbülansın etkilerini asgariye indirmek için;
• Sıkı para politikasının kararlılıkla sürdürülmesi,
• Mali disiplinden asla taviz verilmemesi,
• Dış dünyaya karşı güvenilirliğimizin teminatıdır.
Diğer taraftan riskler büyük olsa da, elimizde güçlü enstrümanlar da var.
Mesela; dünya enerji yollarında kriz yaşanırken, Türkiye sahip olduğu boru hatları ve lojistik altyapısıyla "güvenli liman" ve "enerji merkezi" olma vizyonu ile ilerlemeli.
Bununla birlikte savunma sanayiimiz sadece bir güvenlik meselesi değil, aynı zamanda yüksek teknoloji üreten ve ihraç eden bir ekonomik güç. Bu sektör, Türkiye’ye küresel masada çok stratejik bir"Diplomatik Kaldıraç" ve ciddi bir döviz girdisi sağlıyor.
Bir de uzak Doğu’dan gelen lojistik hatlarının riskli hale gelmesi, Avrupalı dev markalar için Türkiye’yi önemli bir merkez kılıyor. Özellikle lojistikte yaşanan aksamalar birçok sektörde Türkiye’yi Avrupa’nın en büyük üretim alternatifi haline getirebilir.
Şunu tekrar ifade edeyim: enerji fiyatlarındaki artışın sadece ulaşım ve ısınma maliyetlerini etkilediğini düşünmek büyük bir yanılgı olur; bu kriz aslında dijital dünyayı da derinden sarsıyor. Bugün devasa veri merkezlerinin yıllık enerji tüketimi, bazı orta ölçekli ülkelerin toplam tüketimini aşmış durumda.
Su verimliliği
Bu konuyla paralel olarak dün, dünya su günü vesilesiyle gerçekleştirdiğimiz sürdürülebilirlik konferansında da altını çizdiğimiz gibi; suyun geleceği, aslında enerjinin de geleceğidir.
Bugün bir fabrikayı 'akıllı' yapan şey, sadece elektriği tasarruflu kullanması değil, aynı zamanda her bir damla suyun değerini bilen kapalı devre arıtma sistemlerini ve geri dönüşüm teknolojilerini devreye almasıdır. Su krizi kapıdayken, enerji verimliliği ile su tasarrufunu birbirinden ayrı düşünemeyiz.
Sakarya olarak bu konuda bilinçli ilerlediğimizi düşünüyorum. Büyükşehir belediyemizin en kıymetli su kaynağımız sapanca gölü ile ilgili çalışmaları da ortada. Kendilerini sonuna kadar destekliyoruz. Kısacası; dünyada yaşanan bu süreci örneğin 3. Dünya savaşı olarak okursak tarih bize defalarca gösterdi ki: savaşın galibi yoktur.
Çatışmanın olduğu yerde ne sermaye çiçek açabilir ne de emek karşılığını bulabilir. Bugün hürmüz boğazı’ndaki gergin bekleyiş, aslında sadece petrol varillerinin değil, bir çocuğun eğitiminin, bir gencin iş hayalinin ve bir ülkenin on yıllarca ilmik ilmik ördüğü büyüme momentumunun sınavıdır. Unutmayalım ki; ekonomi rakamlardan ibaret değildir, ekonomi hayattır. Ve hayat, ancak barışın gölgesinde yeşerir.
Dış ticaret verileri
Sakarya’nın dış ticaret verileriyle ilgili kısaca bilgi paylaşmak istiyorum. Tim tarafından açıklanan verilere göre; ilimiz şubat ayında, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde %7.1’lik artış, ocak ayına kıyasla ise yüzde 30.3’lük bir düşüşle 390 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirdi.
Kümülatif ihracatımız geçtiğimiz yılın aynı dönemine kıyasla %17.8 artış gösterdi. İhracatın ithalatı karşılama oranı ise %176 olarak gerçekleşti.
‘Made In Eu’
İhracat demişken, sanayimiz için dönüm noktası sayılabilecek bir müjdeyi paylaşmak istiyorum: Türkiye, artık resmen ‘Made In Eu’ (avrupa malı) düzenlemesi kapsamına alındı.Biliyorsunuz; yıl başında ab ile Hindistan arasında imzalanan anlaşma, rekabet gücümüz adına hepimizi endişelendirmişti. Ancak yeşil mutabakat ve sınırda karbon düzenlemesi gibi süreçlerde sergilediğimiz titizlik, bugün meyvesini verdi.
Bu yeni düzenleme, o endişelere verilmiş en güçlü ve haklı cevaptır. Artık ürünlerimiz, Avrupa pazarına hiçbir kısıtlama olmaksızın Avrupa malı etiketiyle girebilecek. Bu sadece bir etiket değişimi değil; Türkiye’nin Avrupa üretim ekosistemindeki ayrılmaz yerinin tescilidir. Bu fırsat, hem rekabet gücümüzü artıracak hem de ülkemize nitelikli yatırımları çekecektir. Artık sadece bir 'tedarikçi' değil, Avrupa üretim zincirinin ana merkezlerinden biriyiz.
Sanayi sıçraması
Ancak bu fırsat penceresinden geçmek için sadece mevcut yapımızı korumak, ayakta tutmak yetmez. Bunun yerine, sanayiyi yeni nesil bir anlayışla baştan tasarlamak zorundayız.
Türkiye, sanayi basamaklarını birer birer tırmanan bir ülke olmanın ötesine geçmeli gerçek anlamda bir 'sanayi sıçraması' gerçekleştirerek lig atlamalıdır.
Bu sıçrama sadece daha fazla üretmek değil, daha akıllı, daha yeşil ve daha katma değerli üretmek demektir. Hedefimiz, küresel tedarik zincirinde 'sipariş bekleyen' bir halka olmak değil, o zincirin bizzat tasarımcısı ve oyun kurucusu konumuna yükselmektir.
Sanayinin demiryoluna entegrasyonu
Bildiğiniz gibi karasu demiryolu projesi 12 yıldır atıl bir durumdaydı. Geçtiğimiz yıl ihalesi tekrar yapıldı ve çalışmalar da resmi olarak başladı. Bizler de bu gelişmeyle birliktedemiryolunun sanayi bölgeleriyle entegrasyonu konusunu gündeme getirdik.
Karasu demiryolumuz aynı zamanda karasu limanıyla da entegre edilecek. Demiryolu en ucuz, en uygun ve en fizıbıl taşıma operasyonudur. Bu projenin sanayi bölgeleriyle de bağlantılı olması ciddi bir kazanım ve lojistik güç sağlayacaktır.
Şehrimizin ve ülkemizin önemli ihracatçılarından olan Toyota’nın da demiryolu bağlantısı ihtiyacı var, yıllardır dile getiriyor. Üretilen araçları karayoluyla limanlara taşımaktansa demiryolu ile limanlara ve Avrupa’ya sevk etmek ciddi bir rekabet avantajı yaratacaktır.
Bu önemli konu TOBB ulaşım ve lojistik sektör meclisinin de ana gündeminde yer almış durumda. Meclis üyemiz yiğit ateş de odamızı temsilen o mecliste yer alıyor. Ve kendisibakanlığa bu konu ile ilgili bir sunum gerçekleştirdi.
TOBB’dan da bu önerimize ciddi destek var. Çünkü bu projeye Çin ve Avrupa arasını Zengezur koridorundan birbirine bağlayacak önemli bir proje olarak bakılıyor.
Uluslararası anlamda da önemli kazanımları beraberinde getirmesi bekleniyor.
Oda olarak bu konunun üzerine gideceğiz. Demiryolu güzergahında planladığımız lojistik OSB’mizin de demiryolu projesi ile eş zamanlı tamamlanması şehrimizin lojistik üs anlamında stratejik konumunu güçlendirecek. Bunu da bir kez daha ilgililere hatırlatmak isterim.
E-haciz
Geçtiğimiz meclis toplantımızda dile getirdiğimiz ve ay içerisinde gündeme taşıdığımız e-haciz konusuna bir kez daha değinmek istiyorum. Bu ciddi bir konu ve iş insanlarına hiçbir hareket imkanı tanımıyor. Bir tuşla koyulan e-hacizi kaldırmak için de ciddi mesai harcanıyor.
Borcun meblağı düşük olsa da tüm hesaplara, kartlara tedbir uygulanması günlük iş akışıyla uyuşmuyor. Uygulamanın uygulanış biçiminin değişmesi gerekiyor. E-haciz son başvuru yöntemi olmalıdır. Bunu tobba da ilettik.
Trafik cezaları
Bir de trafik cezaları var. Bu konuda çok telefon geliyor. Son dönemde artan trafik cezaları ve denetim uygulamaları, ne yazık ki amacını aşıyor. Ciddi bir mağduriyet oluşturmaya başladı. Elbette trafik güvenliği ve kurallar önemlidir.
Ancak ekonomik zorluklarla mücadele eden üyelerimiz için bu cezalar, bir mali yük haline geldi. Denetimlerin cezalandırıcı değil, eğitici ve ticari hayatın sürekliliğini gözetici bir anlayışla yürütülmesini bekliyoruz.
Vergi denetimleri
İş dünyamızın omuzlarındaki bir başka ağır yük de vergi denetimleri…Bildiğiniz gibi, hazine ve maliye bakanlığı vergi denetim kurulu (VDK), lüks harcamalar ile beyan edilen gelirler arasındaki uyumsuzluğa yönelik çok geniş kapsamlı bir inceleme başlattı. Risk Analiz Merkezi’nin verilerine göre, 16 bin 300 mükellef mercek altında. Kredi kartı harcamalarından gayrimenkul alımlarına kadar her detay izahata çağrılıyor. Elbette kayıt dışı ile mücadeleyi ve vergi adaletini hepimiz destekliyoruz.
Ancak sahadan aldığımız geri bildirimler, üyelerimizin bu süreçte ciddi bir mağduriyetle karşı karşıya olduğunu gösteriyor. Çünkü hepimiz biliyoruz ki; ticaretin doğası gereği her harcamanın kaynağını yıllar sonra bile 'bire bir evrakla' ispatlamak her zaman mümkün olmuyor. Evrak eksikliği veya teknik detaylar nedeniyle iş insanlarımız, telafisi güç vergi zayi cezalarıyla karşı karşıya kalıyor. Buradan yetkililere de bir çağrıda bulunmak isterim: denetimler, dürüst mükellefi cezalandıran veya iş dünyasını üretimden soğutan bir sürece dönüşmemelidir. İradeden beklentimiz; mükellefin izahatlarını hakkaniyetle değerlendiren, mağduriyetleri önleyen ve yapıcı bir denetim modelinin işletilmesidir. Üretim gücümüzü korumak istiyorsak, vergi sistemimizi de cezalandırıcı değil, teşvik edici ve gerçekçi bir zeminde tutmak zorundayız.
Değerler Erozyonu
Cezalar, denetimler bir tarafa toplumsal yozlaşma da göz ardı edilemeyecek bir noktaya da gelmiş durumda.
Biz burada sadece ekonomik bir mağduriyeti değil, toplumsal bir sızıyı da paylaşmak zorundayız. Asıl tehlikenin ekonomik sıkıntılar değil, toplumsal çözülme ve derin bir “değerler erozyonu” olduğunu üzülerek izliyoruz.
Geçtiğimiz haftalarda hayattan koparılan öğretmenimizin ve sakaryalı futbolcumuzun acısı hala yüreğimizde. Allah'tan rahmet, kederli ailesine ve eğitim camiamıza başsağlığı diliyorum.
Biz hangi ara bu noktaya geldik? Evlatlarımızın kalbi ne zaman bu kadar kinle doldu? Ekonomiyi ayağa kaldırabiliriz ancak sarsılan ahlaki temellerimizi ve kaybolan nezaketimizi geri getirmek çok daha zordur.
Geleneksel bayramlaşma töreni
Ramazan Bayramı’nda il protokolü, şehir erkleri ve kıymetli vatandaşlarımız için düzenlenen Sakarya bayramlaşma töreni odamızın da paydaşlığında 5 kurumun ortaklığında Serdivandagerçekleştirildi.
Odamız üyeleriyle bayramlaşma geleneğimizi devam ettirmek adına odamızda da bayramlaşma törenimizi gerçekleştirdik.
Yerli Malı Tebliği
Biliyorsunuz, ülkemizi dışa bağımlılığını azaltmak adına bu yılın başında önemli bir adım atıldı ve "yeni yerli malı tebliği" yürürlüğe girdi.
Odamız, bu yeni dönemde de yerli üretimin tescili noktasında belge düzenlemeye devam ediyor.
Burada özellikle otomotiv sektörümüzü ve tedarik zincirimizi ilgilendiren bir hatırlatmam var: Artık kamu alımlarında ve engelli vatandaşlarımızın araç edinimlerinde, bakanlığın ilan ettiği "motorlu araçlar yerli katkı oranı beyanları" esas alınacak.
Üretimde istikrarın bozulmaması için otomotiv sektörüne 1 temmuz 2026 tarihine kadar geçiş süreci tanındı. Bu konuda odamız sanayi müdürlüğü üyelerimizin sürece doğru ve hızlı şekilde adapte olmasına destek olmak amacıyla yeni yerli malı belgesi ile ilgili bilgilendirme ve başvuru yöntemlerine yönelik firmalarımıza birebir bilgilendirme toplantıları düzenliyor.
Araç üretim sürecinde yer alan tüm tedarikçi üyelerimiz, odamız sanayi müdürlüğü ile iletişime geçebilirler.