IBAN hesaplarının dolandırıcılık faaliyetlerinde kullanılmasına yönelik artan vakalar, yasal düzenleme ihtiyacını yeniden gündeme getirdi. Cumhuriyet Savcısı Baki Yiğit Çakmakkaya, mevcut uygulamadaki hukuki belirsizliklere dikkat çekerek çözüm önerilerini paylaştı.


IBAN hesaplarının dolandırıcılık faaliyetlerinde kullanılmasına ilişkin artan vakalar, yeni bir yasal düzenleme ihtiyacını gündeme taşıdı. Cumhuriyet Savcısı Baki Yiğit Çakmakkaya, uygulamada hesap sahiplerinin kartlarını bir kez teslim etmelerine rağmen hesaplarının birden fazla olayda kullanılması nedeniyle ayrı ayrı dosyalarda yargılanabildiğini ve bunun ceza miktarlarını artırabildiğini belirtti.

Çakmakkaya, hesap kullandıran kişilerin karşılaştığı yaptırımların işlenen suçun türüne göre ciddi farklılıklar gösterdiğini, özellikle nitelikli dolandırıcılık hallerinde daha ağır cezaların gündeme geldiğini ifade etti. Bu durumun ceza hukukunun temel ilkeleri açısından dikkatle ele alınması gerektiğini vurguladı.

Hukuki tartışmaların önemli bir bölümünün ise bu kişilerin suç içindeki konumunun nasıl nitelendirileceği üzerinde yoğunlaştığını belirten Çakmakkaya, dolandırıcılık suçunun işlendiğini bilerek hareket eden kişilerin “asli fail” mi yoksa “yardım eden” konumunda mı değerlendirileceğinin net olmadığını söyledi. Bunun yanında, hesabını kullandırırken dolandırıcılık yapılacağını kesin olarak bilmeyip öngören kişilerin olası kast kapsamında sorumlu tutulup tutulamayacağı da tartışma konusu olmaya devam ediyor.

Öte yandan uygulamada dikkat çeken bir diğer husus ise, eylemi yalnızca hesap veya kart teslimi ile sınırlı kalan kişiler bakımından ortaya çıkan farklı ceza sonuçları. Buna göre, hesap veya kartı basit dolandırıcılık eylemlerinde kullanılan kişiler daha hafif yaptırımlarla karşılaşabilirken, aynı şekilde sadece hesap veya kart teslim eden ancak bu hesapların nitelikli dolandırıcılıkta kullanılması durumunda ilgili kişilerin çok daha ağır cezalar alabildiği görülüyor. Bu farklılık, aynı nitelikteki tek bir fiilin suçun işleniş biçimine bağlı olarak değişen sonuçlar doğurması nedeniyle hukuki tartışmaları derinleştiriyor.

Bir suç işleneceğini bilmesine rağmen bunun türünü bilmeyen kişilerin eylemlerinin suç gelirlerini aklama kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği de belirsizlik yaratan başlıklardan biri. Bu noktada, mevcut düzenlemeler çerçevesinde bu fiillerin “suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama” suçunu oluşturup oluşturmayacağı da ayrıca tartışılıyor.

Çakmakkaya, çözüm için öncelikle dar kapsamlı bir düzenleme yapılabileceğini belirterek şu önerileri dile getirdi:

“IBAN hesaplarının dolandırıcılık suçunun işleneceğini bilmeden üçüncü kişilere kullandırılmasından ibaret eylemlerden doğan cezai sorumluluğun TCK’nın 282. maddesinde yapılacak bir değişiklikle madde metnine açık şekilde ‘banka hesapları ve kredi kartlarının kullandırılması’ ibaresinin eklenmesi suretiyle suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerinin
aklanması kapsamında zincirleme suç hükümleri uyarınca yeniden ele alınabileceğini” ifade etti.

“Alternatif olarak TCK 245. maddesinde düzenlenen banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçunun yeniden düzenlenerek ‘banka hesapları veya kredi kartlarının kötüye kullandırılması’ şeklinde yeni bir suç tipi oluşturulabileceğini” belirtti. Bunun yanında yasa değişikliği ile dosyaların yeniden ele alınmasının bu konuda iddia edilen mağduriyetleri gidermek açısından önemli olduğuna değindi.

Eski Tunceli Valisi Tuncay Sonel tutuklandı
Eski Tunceli Valisi Tuncay Sonel tutuklandı
İçeriği Görüntüle

Bu önerilerin ardından, malvarlığına karşı işlenen suçlarda uzlaşma hükümlerinin uygulanmasının da kısa vadede geçici bir çözüm olarak değerlendirilebileceği ifade ediliyor. Ayrıca, 5549 sayılı Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanun kapsamının genişletilerek bu kişilerin eylemlerinin söz konusu yasa kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceğinin de hukuk çevrelerinde tartışıldığı belirtiliyor.

Bu tür bir düzenlemenin kısa vadede yargılama süreçlerine katkı sağlayabileceği, uzun vadede ise dolandırıcılık ve bilişim suçlarına ilişkin daha kapsamlı bir reform ihtiyacının devam ettiği değerlendiriliyor.