Bazı polisiye filmlerde, yaşanan aksiyon ön planda yer alır. Adrenali yüksek suç temalı bu tür filmlerde, dedektiflerin bir cinayeti çözmek için, zamanla yarıştıklarına tanıklık ederiz. Yaşanan zaman yarışı izleyiciyi ekrana adeta kilitler. Dedektiflerin bu heyecan verici koşuşturmasının sonunu merakla izler ve kendimizi o an olayın içinde hissederiz. İşte tam da bu filmleri aratmayan adrenali yüksek bir olay 2003 yılında İstanbul’da yaşandı.

“BEN GARİBANIM KİMSE İŞİME BAKMIYOR’

İstanbul sıcak bir eylül ayını yaşıyordu. Gayrettepe’nin o meşhur merdivenlerinden çıkan yaşlı bir kadın, Kayıplar Masası birimine doğru girdi. Burada nöbetçi amirliğinde duran polis memuruna kayıp oğluyla ilgili bir gelişmenin olup olmadığını sordu. Polis memuru kayıp isme bakarak henüz bir gelişmenin olmadığını söyledi. Yaşlı kadın, “Biz garibanız kimsemiz yok. O yüzden kimse bizim kaybımızla ilgilenmiyor” diye dert yandı. O sırada oradan geçen bir polis memuru kadının sözlerini duydu. Polis memuru “Teyzeciğim sen gel yanıma” diyerek yaşlı kadını alıp odasına götürdü.

GENÇ ÇOCUK 5 YILDIR KAYIPTI

O balık türlerinin av yasağı kalktı O balık türlerinin av yasağı kalktı

Polis memuru yaşlı kadına çay ısmarladı ve kendisini dinledi. Yaşlı kadının 20’li yaşlardaki oğlu kayıptı. Bu kayıp yeni değildi. 1998 yılında kaybolmuş ve bir daha kendisinden haber alınamamıştı. 5 yıldır bir umutla emniyete gelip giden kadının anlatımları polis memurunu etkilemişti. Polis memuru ‘Teyzeciğim sen merak etme ben olaya bakacağım’ dedi. Yaşlı kadın, bu sözlerle mutlu olmuştu en azından oğlu öldürülmüşse cesedi neredeyse bulunup bir mezarının olmasını istiyordu.

FİLM GİBİ BİR OLAYA UZANACAKTI

Yaşlı kadın o gün emniyetten mutlu şekilde ayrıldı. Onunla ilgilenen polis memuru Cinayet Masası'nda çok başarılı soruşturmalara imza atan ve bir süre önce Kayıplar Masası'na tayini çıkan cinayet uzmanı Savaş Kurtbaba’ydı. O günü anlatan Kurtbaba, hemen işe koyulduğunu belirterek “Teyzenin o söyleminden etkilendim. 1998 yılında kaybolan biri mutlaka öldürülmüştür ya da ölmüştür. Hemen dosyasına baktım. Dosyayı gördüğümde inanamadım. 7 klasör bir çalışma vardı” dedi.

"HERKES BAKMIŞ AMA ÇÖZÜM YOK"

Dosyayı incelediğinde kayıp olayına birçok birimin baktığını anlatan Kurtbaba şöyle devam etti: “Dosyaya jandarma bakmış, istihbarat bakmış, terör bakmış ama çocuğu bulamamışlar. Çocuk Beykoz’da kaybolmuştu. O bölgede oturuyordu. Birçok şey yapılmış gibi görünüyordu. Bu olayı çözmeye karar vermiştim. O anneyi en azından öldürülmüşse cesedinin gömüldüğü kimsesiz mezarını bulup mutlu etmek için çaba sarf edecektim. Bu benim için önemliydi.”

“DOSYAYI SATIR SATIR OKUDUK”

Savaş Kurtbaba’nın ekibi dosyayı almıştı. Kurtbaba’nın yardımcısı da polis memuru Kıvanç Tuna’ydı. Yıllarca Kayıplar Masası'nda çalışan emekli polis memuru Kıvanç Tuna, dosyaları satır satır okuduklarını belirterek “Bizim işimiz gerçekten çok zordu. Yani 5 yıldır kayıp olan bir çocuk var. Ve bir sürü çalışma yapılmış bir şeye ulaşılamamış. Ama burada Savaş şefim tecrübeli biriydi. O zamanlar ben genç bir polistim. Savaş Kurtbaba, bunu sokakta aramamız lazım dedi. Ve sokak çalışması başladı” dedi.

SOKAK ÇALIŞMASI BAŞLATTILAR

Kayıp çocuğun çevresi arkadaşları kimdi kimlerle takılıyordu? Yeniden bir soruşturma başlatılmıştı. Bu aksiyon dolu polisiye bir filmin başlangıcıydı. Kurtbaba, çocuğun yaşadığı ve çalıştığı bölgede sokak çalışması yaptıklarını söyleyerek şöyle devam etti: “Benim için bir iz bulmak önemliydi. Birçok şey yapılmış ama bir şey bulunamamıştı. O dönemler her bölgede polise istihbarat bilgisi veren vatandaşlar olurdu. Çünkü o elemanlar mahallede olup bitenleri ilk duyan kişilerdir. Ben birini buldum. Direk girmedim tabi olaya, onun rahat konuşması için, birkaç gün buluşup yemek çay kahve içtik.”

“ÖLDÜRÜP ATMIŞLAR “

Bazen aylarca yapılan teknik takip çalışmalarında hiçbir şey elde edemezseniz, ama sokakta aldığınız bir bilgi sizi olayın çözülmesine götürecek bir iz bulmasını sağlayabilir. Kurtbaba o ize nasıl ulaştığını şöyle anlattı: “Bu istihbarat elemanı sonunda bana ‘Abi benden duymadın. Bu çocuğu öldürüp götürüp attılar’ dedi. Bunu duyunca kim dedim. Bir isim verdi. Burada bir isme ulaştım. Bu benim için heyecan verici bir bilgi olmuştu.”


“BU KİŞİNİN PEŞİNE DÜŞTÜK”

Kıvanç Tuna, şefinin bu bilgiye ulaşmasının ardından, çalışmayı hızlandırdıklarını belirterek, “Bu bilgi çok önemliydi. Şef Kurtbaba, 'Bu adamı bulmalıyız' dedi. Ulaşılan ismi bulduk ve önce araştırdık. Gerçekten bu kişi kayıp genci tanıyordu. Bu bizim için inanılmaz önemli bir bilgiydi” ifadelerini kullandı.

“BU KİŞİNİN KONUŞMASI İÇİN TAKTİK YAPTIK”

Elde edilen ismi mercek altına aldıklarını belirten Kurtbaba, şöyle devam etti: "Biz bu kişinin evine gittik. Evde yoktu. Sonra geldiğimizi duyunca kaçtı. Kaçınca biz dedik ki o zaman doğru izdeyiz. Sonra bu aradığımız kişi için bir aracıyla bana ulaştı. Cuma günüydü. Çocuk bana ‘Savaş abi arkadaşı getirdim.’ dedi. Bizim ulaştığımız bilgiye göre bu kişinin katil olmadığını ama olayı bildiğini biliyorduk. Bu adam geldiğine göre konuşmayacaktı. Ben de bir oyun oynadım. Ona eve git hafta sonunu çocuklarınla geçir pazartesi gel dedim. Tabii şaşırdı. Günlerdir eve gitmediğini biliyorum. Çocuklarını da görmemişti. Aslında bu bir psikolojik sorguydu.”

“CESEDİNİ YOLDA ATTIK” DEDİ

Gönderdiği kişiye evine baskın yapmayacağı sözünü verdiğini anlatan Kurtbaba, olayın kilidinin nasıl çözüldüğünü şöyle anlattı: “Bu çocuk tam dediğim gibi pazartesi sabahı geldi. Benim ona bunu yapmam kendisini etkilemişti. Ben ona kayıp çocuğu sordum. O da bana ‘abi sen çocuklarımla zaman geçirmemi sağladın. Ben bildiklerimi anlatacağım sana’ dedi ve olayı anlattı. Bize şüphelinin ismini verdi. Bu şüpheli kişi çocuğu öldürmüştü. Bu kişi de sadece cesedi arabasıyla taşımıştı. 5 yıldır kayıp olan çocuğun öldürüldüğü bilgisine 10 gündür yaptığımız bu çalışmalarla ulaşmıştık.”

ÇOCUĞU ÖLDÜREN ORTALARDA YOKTU

Katil zanlısı ise ortalarda yoktu. Peki ceset neredeydi? Olayın çözülmesi için cesedin de bulunması gerekiyordu. Kurtbaba ve ekibi, artık bir aksiyon filminin içindeymiş gibi yer almaya başlamıştı. Bu kişinin itirafı üzerine, önce cesedin atıldığı yerin bulunması gerekiyordu. Gözaltı süresi içinde ceset bulunmaz ise ne itiraf eden kişi ne de suçlanan kişinin tutuklanabilirdi. Kurtbaba şöyle devam etti: “Cesedi nereye attınız diye sordum. ‘Abi hatırlamıyorum. Gece çıktık. Baya gittik İstanbul dışında yol kenarına attık’ dedi. Tabii aradan 5 yıl geçmiş. Ceset bulunmuşsa kimsesiz mezarlığına gömülmüştür. Ayrıca bu itiraf ettiği şüpheli yani katil zanlısı da ortalarda yoktu.”

ZAMANLA YARIŞ BAŞLADI

Şüpheli kişinin itirafı üzerine gözaltı kararı aldırdıklarını söyleyen Kurtbaba, inanılmaz bir zaman yarışının içine girdiklerini belirterek, “Biz burada şunu yaptık. Şüpheliyi de yanımıza aldık. Arabayla İstanbul’dan Düzce’ye doğru gitmeye başlayacağız., Yol üzerinde tüm jandarma karakollarına tek tek soracağız 1998 yılında kimliği belirsiz bir ceset bulunmuş mu diye. O dönemler sistem şimdiki gibi böyle çalışmıyordu. Hani bilgisayara gir tüm kayıtlara bak olayı yoktu. Eğer bulunan bir ceset varsa çekilmiş fotoğrafları da olur. Biz o fotoğraflarda kayıp olan kişiyle karşılaştıracaktık. Elimizde kayıp çocuğun fotoğrafı ve kaybolduğu döneme ait kılık kıyafet bilgisi de vardı.”

YOLA ÇIKILDI

Bu sırada, ismi verilen katil zanlısı hakkında da yakalama kararı çıkartıldığını anlatan Kurtbaba, şöyle devam etti: "Asıl şüphelinin nerede olduğunu bilmiyorduk. O yüzden hakkında yakalama kararı çıkarttık. Ve biz yanımıza cesedi taşıyan aracı kullanan şüpheliyi alarak Düzce istikametine doğru gitmeye başladık. Bir de şu ayrıntı var. 1998 yılında öldürülüp atılıyor çocuk. 1999 yılında da biliyorsunuz deprem yaşandı. Birçok jandarma karakolu yıkılmış, evrakları bulmak zordu. Yanımda Kıvanç vardı. Gebze’den başladık sormaya. Yol üzerinde bulunan ilçe ve belde karakollara tek tek soruyoruz.”

"SAKARYA’DA BULDUK"

Sordukları tüm karakol bölgelerinde eşkale uygun ceset olmadığını anlatan Kurtbaba, yanındaki şüphelinin de gözaltı kararının bir gün olduğunu, bir şey bulunmazsa serbest kalması gerektiğini anlatarak, şöyle devam etti: "Gebze, Kocaeli derken Sakarya bölgesine girmiştik. Bir jandarma karakoluna gittik. Yol üzerinde depremden dolayı karakol prefabrikten yapılmıştı. Artık umudumuzu yitirmiştik. Karakola sorduk. Kimse bir şey hatırlamadı. O sırada yan tarafta oturan bir astsubay ‘Ben hatırlıyorum” dedi. O an ne kadar heyecanlandığımızı anlatamam. 1998 yılında kimliği belirsiz genç bir çocuğun cesedi bulunmuştu. Jandarmada sadece tutanak tutmuştu. Fotoğrafların olduğu dosya adliyedeydi. Biz soruşturma dosyasının numarasını aldık. Artık akşam olmuştu. Hızlıca adliyeye gittik."

“SAVCI BEY YARIN GELİN DEDİ”

Emekli polis memuru Kıvanç Tuna, bu bilgiye ulaşmanın ardından adliyeye gittiklerinde nöbetçi savcıya çıktıklarını belirterek “Savcı bey bize, geç oldu yarın gelin dedi. Bizim dosyaya bakmamız lazım. Amacımız dosyadaki resme bakmaktı. Şefim Savaş, 'Sayın savcım bizim mutlaka buna bakmamız gerek' dedi. Savcı bey sabah gelin dedi. Bizim yarına kadar bir şey bulmamız lazım ki gözaltındaki kişinin uzatmasını da yapalım sıkıntı olmasın diye. O sırada aşağı indik. Şef Savaş, başsavcıya gidelim dedi. Orada görevli biri başsavcının il emniyet müdürüyle bir yerde yemekte olduğunu söyledi. Şefim hadi oraya gidiyoruz dedi benim için inanılmaz bir andı. Bu cesaret verici bir olaydır.”

BAŞSAVCI VE EMNİYET MÜDÜRÜ ŞAŞIRDI

Artık zamanla yarıştıklarını söyleyen cinayet uzmanı Kurtbaba, şöyle devam etti: “Başsavcı talimatı verirse savcı bey bakmak zorunda kalacaktı. Yanımızda şüphelimizle hemen o yemek yenilen yere gittik. Tabi korumalar vardı. Sakarya il müdürü ve başsavcı yemek yiyordu. Korumalara bizim mutlaka başsavcıyla görüşmemiz gerek dedim. İstanbul polisi dedim. Acil bir durum olduğunu söyledim. Korumalar il müdürüne söyledi. Ben gidip il emniyet müdürüne kendimi tanıttım. 'Sayın müdürüm İstanbul Asayiş Şube Müdürlüğü Kayıplar Masası'ndan polis memuru Savaş Kurtbaba, sayın başsavcıma bir şey iletmek istiyorum' dedim. Hem müdür bey hem başsavcı şaşırdı.”


BAŞSAVCI TALİMATI VERDİ

İki polis memuru, emniyet müdürü ve başsavcı, belki de ilk kez böyle bir olay yaşanıyordu. Emniyet müdürü ve başsavcının yemek masasında, zamanla yarışan İstanbul polisinin amansız takibi vardı. Kurtbaba o anları şöyle anlattı: "Benim için de unutulmaz bir olaydı tabi. Başsavcıya durumu izah ettim. Bizim bu dosyadaki fotoğrafları görmemiz gerektiğini yoksa gözaltı süresinin dolacağını söyledim. Emeğimizi boş verin bir annenin umudunu çöpe atamazdık. Başsavcı hemen telefonla savcıyı arayarak talimatı verdi. Bu sırada il emniyet müdürü oradaki kendi polisine, ‘bakın İstanbul polisi nasıl çalışıyor görün’ dedi. Gururlandık. Hemen ayrılıp soluğu savcılıkta aldık.”

FOTOĞRAFTAKİ GİYSİLER AYNI KİŞİ

Kısa bir süre sonra adliyede dosyaya ulaştıklarını anlatan Kurtbaba, olay yerinde cesedin tek resminin çekildiğini belirterek “Dosyada cesedin tek resmi vardı. Yüzü tanınmayacak durumdaydı. Ama üstündeki ayakkabı ve kıyafetleri eşkale uyuyordu. Kısa bir süre sonra Sakarya’da kimsesiz mezarlığına gömüldüğünü de öğrendik. Kayıp çocuğumuzu bulmuştuk. Hemen İstanbul’a bildirdik. Sabah saatlerinde dönüşe geçmeye başladık. Tabi DNA da sonra uyuştu." dedi.

KATİLİN YERİ TESPİT EDİLDİ

Kocaeli civarına geldiklerinde gelen bir haberle planlarının değiştiğini belirten Kurtbaba, o an yaşanan inanılmaz tesadüfü şöyle anlattı: “Bizim aradığımız katil zanlısı hakkında yakalama kararı çıkartmıştık. Balıkesir Dursunbey Jandarma Komutanlığı'ndan bize haber geldi. Bu adam bizim burada bir suçtan dolayı cezaevinde ama bugün tahliye olacak dediler. Biz hemen jandarmaya 'Sakın bırakmayın. Almaya geliyoruz' dedik. Yanımızda bir şüpheli vardı. Onu Kocaeli’de bir jandarma karakoluna teslim ettik. Ekibimiz gelip alacak dedik. İstanbul’dan ekip bu şüpheliyi almak için yola çıktı. Biz hemen oradan Balıkesir’e geçtik.”

OLAY ÇÖZÜLDÜ

Kocaeli’den Balıkesir’e giden Savaş Kurtbaba ve Kıvanç Tuna, soluğu cezaevinde aldı. Hiçbir şeyden haberi olmayan katil zanlısı özgür kalacağını düşünürken, bir şok yaşadı. Çıkışta Kurtbaba ve ekibi tarafından gözaltına alındı. Dosyayı yaptıkları çalışmalarla çözdüklerini anlatan Kurtbaba, çok mutlu olduğunu belirterek. “Beni mutlu eden o annenin olay sonrası gelip bana sarılması. Artık oğlunun mezarı vardı. Çok duygulandığım bir olaydı. Biz onun için polisin durumu iyi olmayanlara ya da çevresi olmayan kişilerin işine bakmıyor düşüncesini de kırmış olduk. Ondan aldığımız dua bize yeter” dedi.

AFTAN ÇIKTI, YANGINDA ÖLDÜ

Yakalanan katil zanlısı tutuklandı. Ancak olay 1998 yılında yaşandığı için katil zanlısı 1999 yılında çıkarılan 'Rahşan affı'ndan faydalanmıştı. Birkaç yıl sonra cezaevinden çıkan katil zanlısının başına adeta ilahi adalet geldi. Katil zanlısı Beykoz’da teknesinde alkol alırken çıkan yangında hayatını kaybetti.