Sakarya Uygulamalı Bilimler Üniversitesi (SUBÜ) tarafından yürütülen SUBÜ Konuşmaları’nın 122’inci konuşmacısı; ‘Yer Bildirimleri’ konulu söyleşiyle Millî Eğitim Bakanlığı Müşaviri Dr. Necdet Subaşı oldu. Moderatörlüğünü Bilim İletişimi Ofisi'nden Öğretim Görevlisi Nihal Kocaağa'nın üstlendiği söyleşide; kimlik ve aidiyet açısından yer bildirimi, muhit kavramı ve akışkan kimlikler konuları üzerine konuşuldu.


Fiziksel konumdan zihinsel haritaya

Toyota teknik proje yarışması finali gerçekleşti
Toyota teknik proje yarışması finali gerçekleşti
İçeriği Görüntüle

Yer bildirimi kavramının sadece mekânsal bir deneyimden ibaret olmadığını vurgulayan Dr. Necdet Subaşı, “Bugün navigasyon sayesinde enlem ve boylam bazında yer bildiriminde zorlanmıyoruz ancak benim kastettiğim yer bildirimi bedensel değil, ruhsal ve zihinsel. Sen neredesin? Tercihlerin, korkuların ve idrak haritanla nerede duruyorsun? İnsanın ‘ben buradayım’ demesi sanıldığı kadar kolay değildir çünkü bu bildirim tarihimizi, coğrafyamızı ve karakterimizi içine alan çok karmaşık bir hikâyenin kesiştiği noktada gerçekleşir” ifadelerini kullandı.


Neden burada değilsin sorusu yakıcıdır

İnsanın durduğu yerin karakteriyle olan ilişkisini İsmet Özel’in bir anekdotuyla açıklayan Subaşı, “Valdo ve Henry isimli iki yakın arkadaştan Henry yakalanıp hapse atıldığında, arkadaşı Valdo onu ziyarete gelir. Henry ona ‘Valdo, sen neden burada değilsin?’ diye sorar. Bu çok yakıcı bir sorudur. Eğer hikâyelerimiz ortaksa, ben buradayken sen neden oradasın? İnsanların nerede durdukları, aldıkları pozisyonlar ve yaptıkları tercihler aslında onların kişilik yapılarını ve yaşanmışlıklarını ele veren en büyük yer bildirimidir” diye konuştu.


Araf bir yaşam biçimi değildir

Yeni nesil arasında yaygınlaşan ‘Araf'tayım’ söylemini eleştiren Dr. Necdet Subaşı, “Araf, yeni nesil için ‘Ne oradayım ne buradayım’ demek olan havalı bir kavram haline geldi. 50-60 yaşına gelip hâlâ Araf'taysanız, karar verme noktasında esaslı bir gecikme yaşandığı anlamına gelir. İnsanın kendini bağladığı bir referans dünyası, üzerine basacağı sütunları ve bir çatısı olmalıdır. Araf geçici bir kimlik olarak değerli olabilir ama bir yaşam biçimine dönüştürülmesinin anlamı yoktur ve oradan bir an önce kurtulmak gerekir” dedi.


İnsanlar sahtelikle karşı karşıya

Dijital mecraların mahremiyeti çözdüğüne ve sahteliği arttırdığına değinen Subaşı, “Dijital dünya, mahremiyeti bir metaya dönüştüren sınır tanımaz bir teşhir alanı sundu. Eskiden riyakârlık dediğimiz şeyin çok ötesinde bir sahtelikle karşı karşıyayız ve ben buna ‘Galeri dindarlığı’ diyorum. İnsanlar kendilerine ait ne varsa kitle gözlemine dahil ederek aslında özgürlüklerini kaybediyorlar. Sosyal medyadaki algoritmalar bizi rehin alırken, kendi hikâyemizden ve asıl sormamız gereken sorulardan bizi uzaklaştırıyor.”


Yalnızlaşan aileler ve sanal cemaatler

Modern dünyada ailenin ve bireyin yalnızlaşma sürecini değerlendiren Subaşı, “Pandemiyle birlikte inanılmaz bir yalnızlaşma sürecine girdik. Aile üyeleri aynı kapıdan içeri giriyor ama herkes kendi yalnızlığına gömülüyor. Ev artık otel bile değil. İnsanlar sanal dünyada binlerce kişiyle konuşuyor, sanal cemaatler kuruyor ama dışarı çıktığında yapayalnız kalıyor. Sanal dünyada kurulan ilişkilerin bir bedeli ve maliyeti yok. Hepimiz orada makyajlı suratlarla ve bizi kandıracak dillerle var oluyoruz” ifadelerini kullandı.


Vicdanın yer bildirimi Gazze’dir

Yer bildirimi kavramını vicdani bir sorumlulukla noktalayan Subaşı, “Düşüncelerimizin ve merhametimizin nerede olduğuna dair bir yüzleşmeye ihtiyacımız var. Gazze’yi desteklemek, görmemek veya ona karşı olmak bir yer bildirimidir. Eğer Gazze’de yaşananlar sizin dünyanızın uzağındaysa, bu sizin vicdanınızın ve merhametinizin olmadığı bir yerde durduğunuzu gösterir. Hayatta iyi ve güzel şeyler için koşturmanın ağır bedelleri vardır ve vicdanlı bir yer bildirimi bu bedeli göze almayı gerektirir” dedi.