Uluslararası Mukayeseli Hukuk ve Siyaset Bilimi Uzmanı Prof. Dr. Ali Türkmenoğlu, Azerbaycan’da son dönemde gündeme gelen gelişmeleri ve Türkiye-Azerbaycan ilişkilerine yönelik değerlendirmelerini kaleme aldı.

Türkmenoğlu, “İki Devlet, Tek Millet” anlayışı çerçevesinde hazırladığı yazısında, başörtüsü yasağı iddialarını hukuki, sosyo-kültürel ve siyasi boyutlarıyla ele alırken iki ülke arasındaki ilişkilerin geçmişte karşılaştığı krizlere ve bölgedeki jeopolitik gelişmelere de değindi.

Türkmenoğlu'nun konuya ilişkin değerlendirmesi şöyle:

Uluslararası Mukayeseli Hukuk ve Siyaset Bilimi Uzmanı Prof.Dr. Ali Türkmenoğlu, Azerbaycan'daki gelişmeleri böyle kaleme aldı:

"AZERBAYCAN’DA NE, NİÇİN OLUYOR?

"İki Devlet, Tek Millet" Anlayışında Türkiye-Azerbaycan ve Türk Milleti

Son dönemde suni tartışmalarla gündeme getirilmeye çalışılan Azerbaycan’da başörtüsünün yasaklanması meselesi; pratik, hukuki ve sosyal açılardan bakıldığında imkansız bir senaryodan ibarettir.

Meseleye öncelikle hukuki ve anayasal güvence açısından bakmak gerekir. Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasası’nın 48. Maddesi ile teminat altına alınan vicdan özgürlüğü; her vatandaşın herhangi bir dine inanma veya inanmama, dini görüşlerini serbestçe ifade etme hakkını kanunla açıkça korumaktadır.

İşin sosyo-kültürel ve milli boyutunda ise başörtüsü (keleğayı, örpek, çargat), Türk-İslam geleneğinde yalnızca dini bir simge değildir. Yüzyıllar boyunca şekillenmiş namusun, hayânın, ağbirçeklik dediğimiz saygınlığın ve milli kimliğin yegane sembolüdür. UNESCO İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Listesi'ne dahil edilen Azerbaycan Keleğayısı bu durumun en açık kanıtıdır. Tarih boyunca Türk toplumlarında kadının başörtüsüne müdahale etmek, doğrudan milli onura ve aile namusuna dokunmak olarak değerlendirilmiştir. Bu bakımdan, başörtüsüne yönelik sert bir yasak milli hafızada ve toplumsal düşüncede çok derin bir dirençle karşılaşır.

Yıllardır Süren Tezgâh: İki Kardeş Ülke Arasına Nifak Tohumları

Azerbaycan ve Türkiye "Bir millet, iki devlet" ilkesiyle birbirine sıkı sıkıya bağlı olsa da dış güçler, küresel çıkar odakları ve jeopolitik aktörler bu stratejik ittifakı zayıflatmak amacıyla zaman zaman çeşitli nifak girişimlerinde bulunmuşlardır.

Son 20 yıla (2004–2024) baktığımızda, iki ülke arasında gerginlik tırmandırmaya ve güveni sarsmaya yönelik kurgulanan başlıca senaryoları net bir şekilde görebiliriz:

2008–2009 Zürih Protokolleri ("Futbol Diplomasisi") Krizi: ABD, AB ve Rusya’nın baskısıyla Türkiye ile Ermenistan arasında sınırların açılması hedeflendi. Karabağ işgalden kurtarılmadan atılmak istenen bu adım Bakü’de haklı bir kırgınlık yarattı. Ancak bu plan; Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Devlet Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın temasları ile TBMM’deki milli duruş sayesinde boşa çıkarıldı: "Karabağ özgürleşmeden sınır açılmayacak!" dendi ve konu kapandı.

2009 Bursa Stadyumu "Bayrak Krizi": Zürih sürecinde Bursa'daki maçta Azerbaycan bayraklarının stadyuma alınmaması ve tırmandırılan provokasyon, iki ülke kamuoyunda duygusal bir öfke dalgası yaratmayı amaçlıyordu. Liderlerin kararlı müdahalesiyle provokasyon büyümeden engellendi.

FETÖ’nün İki Ülke Arasındaki Casusluk Faaliyetleri: 2013 öncesinde hem Türkiye hem Azerbaycan’da konuşlanan bu kirli yapı, Bakü ile Ankara arasında gizli bir rekabet varmış algısı oluşturarak istihbarat ve güvenlik kurumları arasına güvensizlik tohumları ekmeye çalıştı. İki ülkede de yürütülen kararlı temizlik operasyonlarıyla bu tehlike bertaraf edildi.

Enerji Koridorları ve Doğal Gaz Fiyatı Manipülasyonları (2008–2011): Küresel enerji devleri, TANAP öncesinde gaz fiyatı müzakerelerini bahane ederek "Türkiye ucuza alıp pahalıya satıyor" veya "Azerbaycan pahalıya satıyor" dezenformasyonuyla ekonomik kriz algısı yaratmak istedi. 2011’de imzalanan TANAP anlaşması, bu oyunu da bozdu.

2020 İkinci Karabağ Savaşı Sırasındaki Bilgi Saldırıları: 44 günlük Vatan Muharebesi'nde Türkiye’nin açık desteğini çarpıtan Batı medyası ve bölgesel güçler; "Türkiye Azerbaycan’ı yönetiyor", "Egemenlik devrediliyor" gibi yalanlarla Bakü’de bağımsızlık hassasiyetini tetiklemeye çalıştı. Liderlerin dik duruşu ve 2021 Şuşa Beyannamesi ile bu müttefiklik resmiyet kazanarak perçinlendi.

Zengezur Koridoru ve İran-Ermenistan Ekseninin Baskıları (2021–2026): Nahçıvan ile ana karayı bağlayacak olan Zengezur Koridoru gündeme geldiğinde, bölgedeki Türk karşıtı odaklar projeyi "Türkiye’nin yayılmacılığı" olarak nitelendirip korku iklimi yaratmak istedi. Ankara ve Bakü ortak tutumuyla bu baskılara boyun eğmedi.

Son 20 yıldaki tüm bu sınamalar göstermiştir ki; dış güçlerin nifak girişimleri her defasında ters tepmiş, Azerbaycan-Türkiye kardeşliğini daha da pekiştirerek ilişkileri "Stratejik Müttefiklik" seviyesine taşımıştır.

Moskova Ekseni ve Ramiz Mehdiyev Olayı

Tam da bu noktada, Azerbaycan içindeki siyasi dinamiklere ve Ramiz Mehdiyev sürecine bakmak gerekir. Uzun yıllar Cumhurbaşkanlığı İdaresi Başkanı olarak görev yapan Mehdiyev, son dönemde hakkındaki adli süreçler ve darbe iddiaları ile gündemdedir.

Azerbaycan’da yürütülen soruşturmalar ve güvenlik birimlerinin değerlendirmelerine göre Mehdiyev’in, meşru yönetimi devirmeye dönük adımlar attığı, devlet aleyhine faaliyetler yürüterek illegal yollarla iktidarı ele geçirmeye çalıştığı ifade edilmektedir.

Stratejik tercihlerine dair yapılan analizler ise oldukça çarpıcıdır: Mehdiyev’in, Azerbaycan’ın Türkiye ile olan sarsılmaz müttefiklik çizgisinden rahatsız olduğu; Bakü’nün yönünü Ankara’ya değil, Moskova odaklı geleneksel nüfuz alanına ve Rusya eksenine kaydırmak istediği açıkça vurgulanmaktadır.

Olası Bir Kriz Kimlerin İşine Yarar?

Akyazı TSO'da Ali Şener Bayraktar dönemi: Yeni meclis listesi belli oldu
Akyazı TSO'da Ali Şener Bayraktar dönemi: Yeni meclis listesi belli oldu
İçeriği Görüntüle

Peki, Azerbaycan’da başörtüsü bahanesiyle iç gerginlik çıkarılması ve Bakü-Ankara hattının bozulması senaryosundan en çok kimler beslenir?

İran: Bölgede Türk birliğinin güçlenmesinden rahatsız olan Tahran, olası bir soğuklukta kendisini "dini dayanışma" maskesiyle alternatif sunmaya çalışacak ve toplumsal hassasiyetleri kaşıyarak ideolojik propagandasını güçlendirecektir.

Rusya: Güney Kafkasya’nın kendi nüfuz alanından çıkmasını istemeyen Moskova, oluşacak bir güven krizinde Bakü’yü yeniden güvenlik ve ekonomi alanlarında kendisine bağımlı kılmaya çalışacaktır.

Fransa, Ermeni Lobileri ve Batı'daki Türk Karşıtı Odaklar: Bakü-Ankara eksenini kendi planlarının önündeki en büyük engel olarak gören bu yapılar; Azerbaycan’ı uluslararası alanda izole etmeyi ve Türkiye’nin diplomatik kalkanını zayıflatmayı hedeflemektedir.

Radikal Dini Gruplar: Toplum ile devlet arasında dini hassasiyetler üzerinden oluşacak hoșnutsuzluk, radikal unsurlara gençleri devşirmek ve sosyal huzuru bozmak için elverişli bir zemin hazırlayacaktır.

Özetle; Azerbaycan ve Türkiye’nin arasının bozulması, her iki ülkenin de egemenliğini, güvenliğini ve ekonomik bağımsızlığını zayıflatır. Bundan kazançlı çıkacak olanlar ise Güney Kafkasya'da "böl ve yönet" siyaseti güden, Türk Devletleri Teşkilatı’nın küresel bir güce dönüşmesinden rahatsız olan dış aktörlerden başkası değildir."