TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası (İMO) Sakarya Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Semih Uçar ve yönetimi, Dünya Su Günü kapsamında yazılı bir basın açıklaması yaptı. Açıklamada, suyun ticari bir meta değil, yaşamın vazgeçilmez bir parçası olduğu vurgulandı.

Açıklama şu şekilde:

Global Kadın Gücü Derneği’nde bayramlaşma
Global Kadın Gücü Derneği’nde bayramlaşma
İçeriği Görüntüle

"Su kaynaklarımızı kirleten sanayi tesisleri, kaçak yeraltı suyu kullanımı, aşırı tüketim ve atık suların arıtılmadan doğaya deşarj edilmesi gibi denetimsiz uygulamalar, telafisi mümkün olmayan ekolojik yıkımlara davetiye çıkarmaktadır.

Gelecek nesillere yaşanabilir bir dünya bırakmak için suyun bir meta değil, yaşamın kendisi olduğu gerçeği unutulmamalıdır.

‘Su Bir Ticari Meta Değil,
Yaşamın Temelidir,
Kamu Eliyle Yönetilmelidir!’

Su doğal ve kamusal bir varlıktır. Yaşamın sürdürülmesi için tüm canlıların ortak gereksinimidir. Ancak hızla artan nüfus, plansız kentleşme, sanayileşme ve enerji üretimi süreçleri suya olan ihtiyacı hiç olmadığı kadar artırmıştır. Bu artışa karşın, küresel iklim değişikliğinin yarattığı kuraklık, yağış rejimlerindeki düzensizlik ve hidrolojik döngüdeki kırılmalar, su kaynaklarımızı ciddi bir tükenme tehdidi ile karşı karşıya bırakmaktadır.

Bilimsel veriler, Türkiye’nin de içinde bulunduğu Orta Doğu coğrafyasının dünyanın en kurak bölgelerinden biri olduğunu ve bu durumun giderek şiddetlendiğini göstermektedir. Ülkemiz, sanılanın aksine "su zengini" bir ülke değildir; kişi başına düşen kullanılabilir su miktarı göz önüne alındığında "su sıkıntısı çeken" ülkeler kategorisinde yer almaktadır. Yakın gelecekte bu tablonun "su fakirliği" sınırına gerilemesi kaçınılmaz görünmektedir.

Suya erişim, aynı zamanda gıda hakkıyla doğrudan ilişkilidir. Tarımsal üretimde kullanılan suyun verimsiz yöntemlerle tüketilmesi ve su havzalarının korunmaması, yalnızca soframızdaki gıdayı değil, gelecek nesillerin yaşam hakkını da tehdit etmektedir. Su kaynaklarının yönetimi; sadece teknik bir konu değil, sosyal adaletin ve toplumsal eşitsizliğin giderilmesinin de anahtarıdır. Suya erişimdeki eşitsizlik, ekonomik olarak dezavantajlı kesimlerin yaşam kalitesini ve sağlığını doğrudan etkilemektedir.

Bütün canlıların yaşamı ve doğanın varlığının koruması için ana unsurlardan biri olan suyun, ülkemizde son yıllarda kamusal varlığının hiçe sayılıp, ticari bir metaya dönüştürülmesi hem coğrafyamızın hem de toplumumuzun geleceğini tehdit etmektedir. Geleceğin temel sorunlarının başında gelen su kullanımının piyasa ilişkilerine pervasızca teslim edilmesi son derece kaygı vericidir.
Su kaynaklarımızı kirleten sanayi tesisleri, kaçak yeraltı suyu kullanımı, aşırı tüketim ve atık suların arıtılmadan doğaya deşarj edilmesi gibi denetimsiz uygulamalar, telafisi mümkün olmayan ekolojik yıkımlara davetiye çıkarmaktadır.

Bilimsel planlamadan uzak, sadece kısa vadeli kâr odaklı projeler su havzalarımızı yok etmektedir. Bugün İstanbul’un stratejik su rezervlerinden biri olan Sazlıdere Barajı’nın, kentin hayati su ihtiyacı ve bilimsel gerçekler hiçe sayılarak imar planları aracılığıyla yok edilme sürecine sokulması, ranta dayalı yönetim anlayışının en somut ve tehlikeli örneğidir. Mühendislik disiplini ve kamu yararı ile bağdaşmayan bu tür müdahaleler, mevcut su havzalarımızı korumak yerine onları geri dönülemez bir ekolojik ve sosyal yıkıma sürüklemektedir.

Suyun kamu denetiminde korunması ve yönetilmesi için düzenleyici kurallar geliştirilmeli ve bu kuralların etkin bir şekilde uygulanması sağlanmalıdır.

Suya yapılacak her tür yatırım, küresel iklim değişikliğine uyum, her tür biyolojik çeşitlilik kaybı ve çölleşme ile mücadele için de çok kritik bir önem taşımaktadır. Su, atalarımızdan miras alıp gelecek nesillere devretmek zorunda olduğumuz çok temel bir doğal varlıktır. Dolayısıyla da bu çok önemli hayati varlığın korunması herkesin ve her kesimin ortak sorumluluğundadır. Aksi takdirde insanlık varoluşsal bir tehditle karşı karşıya kalabilecektir. Su konusunda yapılan yanlış hesaplamalardan kaynaklı olarak hem ekonomik hem de ekolojik kayıplar yaşanmaktadır. Bu kötü durum toplumun tüm kademelerini olumsuz etkilemektedir.

Su, piyasa koşullarına terk edilemeyecek kadar hayati bir haktır. Su yönetiminde bütüncül bir havza yönetimi anlayışı benimsenmeli; kirletenlerin ağır yaptırımlarla karşılaştığı, kayıp-kaçak oranlarının minimize edildiği ve kamusal denetimin esas alındığı politikalar acilen hayata geçirilmelidir.

Gelecek nesillere yaşanabilir bir dünya bırakmak için suyun bir meta değil, yaşamın kendisi olduğu gerçeği unutulmamalıdır."