Şanlıurfa ve Kahramanmaraş da okullarımıza yönelik gerçekleştirilen menfur saldırılar, sadece düştüğü yeri değil, tüm Türkiye’nin yüreğini yaktı. Evlatlarımız okula sadece eğitim almak, hayallerini kurmak ve hayata hazırlanmak için gitmişlerdi. Hiç kimsenin aklının ucundan dahi geçmezdi; o şen kahkahaların yükselmesi gereken sınıfların bir yas yerine dönüşeceği...

Hayatının baharında toprağa verdiğimiz yavrularımıza Allah’tan rahmet, kederli ailelerimize sabır diliyorum. Bu acı tarif edilemez ve maalesef bir ömür boyu unutulmaz. Ancak bizlere düşen, bu acıyı sadece yaşamak değil, bir daha yaşanmaması için en sert ve kalıcı tedbirleri almaktır.

Devletin Şefkatli ve Güçlü Eli Okullarımızda

Bu acı olayların ardından, devletimizin tüm birimleri en üst düzeyde teyakkuza geçmiştir. Emniyet Teşkilatımız ve Jandarmamız, okullarımızda huzur ve güvenliğin tesisi için gerekli tüm önlemleri titizlikle almıştır. Kolluk kuvvetlerimizin okul çevrelerindeki varlığı ve artırılan denetimler, evlatlarımızın güven içinde eğitimlerine devam etmesi için atılan en somut adımdır. Devletin bu güçlü ve kararlı duruşu, karanlık odaklara verilecek en net cevaptır.

Dijital Karanlığa Karşı "Vicdan Nöbeti"

Günümüzün bir diğer büyük tehdidi ise dijital dünyanın derinliklerinde kurulan karanlık planlardır. Güvenlik sadece kapıda nöbet tutan polisle değil, aile içindeki ilgi ve vicdanlardaki nöbetle başlar. Çocuğun eline teknolojik cihazları verip kenara çekilme lüksümüz artık kalmadı. Dijital dünyanın dehlizlerinde kaybolan her çocuk, aslında hepimizin ortak ihmalidir. Bu konuda hem devletten daha sıkı dijital denetim bekliyor hem de ebeveynleri çocuklarının dünyasına ortak olmaya davet ediyoruz.

Okul Bir "Sosyal Kaledir", Boş Bırakılamaz

Sakarya’da eğitim sendikalarımızın gösterdiği tek yürek duruşu takdirle karşılıyoruz. Ancak, öğretmenlerimizin derse girmeme eylemi üzerine bir kez daha sağduyuyla düşünmeliyiz. Okul, bir çocuk için dış dünyadaki tehlikelere karşı en güvenli "sosyal kaledir." Eğer biz eğitimciler olarak okuldan çekilirsek, çocukların zihnindeki o güven duygusu tamamen sarsılır. Okullar boş kalınca çocuklar iyileşmez; aksine belirsizlik ve korku o boşluğu doldurur. Bizim görevimiz okullarda korku havası estirmek değil; dik durarak, sınıfta kalarak çocuğun sarsılan güven duygusunu onarmaktır.

Şiddeti Kanıksamayacağız, Teslim Olmayacağız

Şiddet bugün maalesef her yerde; hastanede doktorumuza, sokakta gazetecimize, okulda öğretmenimize uzanıyor. En büyük tehlike ise bu şiddeti normalleştirmektir. Toplumsal bağışıklığımızın düşmesine izin veremeyiz.

Anneler ve babalar çocuklarıyla daha yakın bağ kurmalı; öğretmenlerimiz her bir öğrencisini bir cevher gibi titizlikle analiz etmelidir. Kendi öz değerlerimize ve birbirimize sevgiyle kenetlenmeye her zamankinden daha çok ihtiyacımız var.

Hiçbir karanlık odak bizi eğitimden ve hayatın olağan akışından koparmamalı. Şiddete teslim olmayacak; emniyet güçlerimizin sağladığı güven, eğitimcilerimizin azmi ve ailelerimizin ilgisiyle bu zor günleri aşacağız.