SUBÜ Konuşmaları’nın 117’inci konuşmacısı 'Bölgesel Kriz Ekseninde Türkiye' konulu söyleşiyle Gazeteci-Yazar Kemal Öztürk oldu. Moderatörlüğünü Öğretim Görevlisi Ömer Çiçek'in üstlendiği söyleşide; Amerika Birleşik Devletleri, İsrail ve İran arasındaki savaş, Türkiye'nin buna ilişkin politikaları, savaşın algı boyutu ve Körfez ülkeleri ile ABD arasındaki güven ilişkisinin zedelenmesinin olası sonuçları konuşuldu.

Bölgede yaşanan gelişmeleri küresel ölçekte bir kırılma olarak değerlendiren Gazeteci-Yazar Kemal Öztürk, “Dünya Savaşı’ndan bu yana bölgemizde yaşanan en büyük kırılmalardan, adeta bir jeopolitik depremden geçiyoruz. 1914-1918 arasındaki büyük savrulmanın bir benzerini bugün bu coğrafyada yaşıyoruz. Türkiye bu yangının ortasında güvenlik ve güç paradigması arasında bir denge kurmaya çalışıyor. Bir yandan sınır ötesindeki risklerin ülkemize sıçramaması için yoğun bir güvenlik politikası izlenirken diğer yandan yeni düzende daha güçlü bir aktör olmanın stratejisi kuruluyor” ifadelerini kullandı.

ABD, İsrail ve İran arasında devam eden savaşın körfez ülkelerinde oluşturduğu güven bunalımına dikkat çeken Öztürk, “Körfez ülkelerinde artık ABD bizi koruyamadı mı sorusu açık şekilde soruluyor. Trilyon dolarlık savunma yatırımlarına rağmen şehirlerin ve enerji merkezlerinin korunamaması yeni arayışları beraberinde getirdi. Türkiye, Pakistan, Suudi Arabistan ve Mısır arasında konuşulan yeni iş birlikleri bu güvensizliğin sonucu. Bu ülkelerin sahip olduğu askeri, ekonomik ve stratejik güç birleştiğinde bağımsız bir güvenlik sistemi kurma potansiyeli ortaya çıkıyor” diye konuştu.

Hükümete orman yaktı diyen üyeyi encümene seçtiler!
Hükümete orman yaktı diyen üyeyi encümene seçtiler!
İçeriği Görüntüle

Türkiye’nin savunma alanındaki dönüşümünü ele alan Öztürk, “Türkiye yaklaşık 50 yıldır savunma sanayiinde bağımsızlık mücadelesi veriyor. Kıbrıs Barış Harekâtı sonrası yaşanan ambargo bu sürecin miladı oldu. Bugün KAAN, Kızılelma ve İHA projeleriyle önemli bir noktaya ulaştık ancak bu süreç sabır gerektirir. Körfez ülkeleri de benzer bir yola yeni giriyor ve Türkiye ile iş birlikleri arıyor. Bu durumdan rahatsız olan aktörlerle de aynı anda mücadele etmek zorunda kalıyoruz” şeklinde konuştu.

İran-İsrail hattındaki gerilim üzerinden bölgesel riskleri değerlendiren Öztürk, “Türkiye bu süreçte İsrail’in saldırganlığını açık şekilde eleştirirken İran’ın misillemelerini de bölgesel barış açısından riskli buluyor. İsrail’in stratejisi Müslüman ülkeleri birbiriyle çatıştırmak üzerine kurulu. Şii-Sünni, Arap-Kürt veya Türk-Kürt gerilimleri bu planın parçaları. Bu nedenle aklıselimi koruyan ve arabuluculuğu önceleyen bir dış politika izlemek hayati önem taşıyor” ifadelerini kullandı.

Savaşın bir diğer boyutunun dijital alan olduğuna işaret eden Öztürk, “Artık savaşlar sadece sahada değil medya ve teknoloji üzerinden yürütülüyor. Yapay zekâ ile üretilen içerikler toplumları yönlendirebilecek ve ekonomik dengeleri sarsabilecek seviyeye ulaştı. Bazı platformlar önce güven kazanıp kritik anlarda manipülasyon yapabiliyor. Daha da önemlisi dijital araçlar üzerinden bireyler doğrudan hedef haline getirilebiliyor. Bu nedenle yerli teknolojilere yatırım yapmak bir tercih değil milli güvenlik meselesidir” dedi.

Türkiye’nin küresel iletişim gücüne değinen ve gençlere yönelik tavsiyelerde bulunan Öztürk, “Türkiye’nin tezlerini dünyaya anlatacak güçlü medya yapıları oluşturması gerekiyor. Amaç sadece kendi kamuoyumuza hitap etmek değil dünyayı etkileyebilecek bir kaliteye ulaşmaktır. Gençler ise kendilerini bugünden itibaren donanımlı hale getirmelidir. Yarın bu ülkenin yönetiminde söz sahibi olacak olan sizlersiniz. Kendinizi ne kadar iyi hazırlarsanız geleceğe dair endişe duymamıza gerek kalmaz” diye konuştu.