Eskiden insanlar duyduklarına inanırdı. Şimdi ise gördüklerine bile şüpheyle bakıyor.
Çünkü içinde yaşadığımız çağ, bilgi çağından çok, bilgi karmaşası çağına dönüştü. Her gün binlerce haber, yüzlerce yorum ve sayısız görüntü önümüzden akıp gidiyor. Bir kısmı gerçek, bir kısmı doğru, bir kısmı ise ustalıkla hazırlanmış bir yalandan ibaret.
Peki hangisini ayırt edebiliyoruz?
İşte asıl mesele burada başlıyor.
Gerçek ile doğru aynı şey değildir. Gerçek, yaşanmış olanın kendisidir. Doğru ise bazen o gerçeğin doğru yorumlanmış hâlidir. Yalan ise çoğu zaman gerçeğin içine serpiştirilmiş birkaç doğru kırıntısıyla daha inandırıcı hâle getirilir.
En tehlikeli yalanlar, tamamen uydurulmuş olanlar değil; gerçeğin üzerine ustaca giydirilmiş olanlardır.
Artık insanlar önce araştırmıyor, önce paylaşıyor. Sonra doğruluğunu sorguluyor. Oysa bir yalanın dolaşması birkaç saniye sürerken, gerçeğin aynı hızla yetişmesi çoğu zaman mümkün olmuyor.
Sosyal medya bize bilgiye ulaşmayı kolaylaştırdı ama bilgiyi doğrulamayı zorlaştırdı. Herkesin bir mikrofonu var fakat herkesin vicdanı aynı güçte değil.
Ne yazık ki günümüzde algılar, çoğu zaman hakikatin önüne geçiyor.
Bir fotoğrafın tamamını görmeden hüküm veriyoruz. Bir videonun yalnızca birkaç saniyesini izleyip insanları yargılıyoruz. Bir başlığı okuyup haberin tamamını okumaya gerek duymuyoruz.
Sonra da “Bana öyle gelmişti.” diyerek yanlışlarımızı sıradanlaştırıyoruz.
Oysa hakikat sabırlıdır.
Gürültü yapmaz.
Bağırmaz.
Kendini pazarlamaz.
Sadece ortaya çıkacağı zamanı bekler.
Toplumların en büyük gücü teknoloji değil, gerçeğe olan bağlılığıdır. Çünkü güven, doğru bilgi üzerine kurulur. Güvenin olmadığı yerde ise ne adalet kalır ne huzur ne de ortak bir gelecek.
Belki de artık kendimize şu üç soruyu sormanın zamanı gelmiştir:
Bu gerçekten oldu mu?
Doğru bilgiye dayanıyor mu?
Yoksa sadece inanmak istediğimiz için mi doğru kabul ediyoruz?
Çünkü bazen en büyük yalan, başkalarının bize söylediği değil; sorgulamadan kendimize anlattığımızdır.
Gerçeğin sesi her zaman yüksek çıkmayabilir. Ama sustuğunda kaybeden yalnızca gerçek değil, ona sırtını dönen toplum olur.