İnsan ilişkilerinin en hassas terazisine hangi değeri koyarsanız koyun, kefesi en zor dengelenenlerden biri hep saygıdır.

Bazen yalnızca bir insan olduğunuz için size gösterilen incelikte saklıdır. Bazen de yıllar boyunca verdiğiniz emeğin, ödediğiniz bedellerin ve sergilediğiniz duruşun sessiz karşılığıdır.

Peki gerçek saygı hangisidir? Doğuştan sahip olduğumuz bir hak mı, yoksa ömür boyu inşa ettiğimiz bir değer mi?

Aslında ikisi de…

Çünkü saygının iki ayrı yüzü vardır.

İlki, doğuştan gelen temel insani saygıdır. Bir bebek dünyaya geldiğinde ne bir başarısı vardır ne de topluma sunduğu bir katkı. Ama yine de yaşam hakkına, onuruna ve dokunulmaz bir değere sahiptir. Çünkü insan olmanın en temel anlamı budur.

Yaşlı birine otobüste yer vermek, bir temizlik görevlisine teşekkür etmek, fikrine katılmadığımız bir insanı hakaret etmeden dinleyebilmek… Bunların hiçbiri karşımızdakinin başarılarına verilmiş ödüller değildir. Bunlar, onun insan oluşuna duyduğumuz saygının göstergesidir.

İşte bu saygı, kazanılmaz. Her insana peşinen verilmesi gereken en temel haktır. Medeni toplum olmanın ilk şartı da tam olarak budur.

Ancak hayat bununla sınırlı değildir.

Bir de emekle, karakterle ve zamanla inşa edilen saygı vardır.

Bu saygıyı ne soyadınız satın alabilir ne de makamınız. Kartvizitler eskir, koltuklar değişir, servet el değiştirir. Ama dürüstlük, sözünün arkasında durmak, adaletli olmak ve zor zamanlarda bile karakterinden ödün vermemek… İşte bunlar insana yıllar geçse de eksilmeyen bir itibar kazandırır.

Makamından güç alan insana gösterilen saygı çoğu zaman korkunun veya mecburiyetin ürünüdür. O makam bittiğinde alkış da biter.

Ama karakterinden güç alan insanın arkasından kapılar kapansa bile adı saygıyla anılmaya devam eder.

Bu yüzden temel saygı doğuştan gelir; derin saygı ise yaşanmışlıkla kazanılır.

Doğuştan hepimize aynı sermaye verilir: İnsan olmanın onuru. Hayat ise o sermayeyi nasıl değerlendirdiğimizin hikâyesidir. Kimimiz onu önyargılarla tüketir, kimimiz dürüstlükle büyütür.

Bugün belki de en büyük eksikliğimiz, bu iki saygı türünü birbirine karıştırmamızdır.

Bir insanı başarısına göre değerli, başarısızlığına göre değersiz görmeye başladığımız gün, saygıyı bir erdem olmaktan çıkarıp bir ödüle dönüştürüyoruz. Oysa insan, başarısıyla alkışlanabilir; ama insan olduğu için saygıyı her zaman hak eder.

Unutmayalım…

Saygı, önce karşımızdakine verdiğimiz değerdir; sonra da kendi karakterimizin aynasıdır.

Çünkü insanlar sizi makamınızla tanıyabilir, servetinizle konuşabilir, başarılarınızla alkışlayabilir.

Ama sizi gerçekten unutulmaz yapan, arkanızdan söylenen güzel ve sevgi dolu sözlerdir.