Bazen insan anlatmaktan değil, anlaşılmamaktan yorulur.
Hiç bu kadar çok konuşup birbirimizi bu kadar az anlamamıştık.
Telefonlar susmuyor, mesajlar eksilmiyor, sosyal medya cümlelerle dolup taşıyor. Herkes anlatıyor, herkes görünür olmak istiyor. Ama bütün bu gürültünün ortasında, kendini anlatmaktan vazgeçen insanların sessizliği büyüyor. Çünkü iletişim kurmak kolay, anlaşılmak zor.
Bir mesaja saniyeler içinde cevap verebiliyor, yanı başımızdaki insanın hüznünü fark etmeyebiliyoruz. Ekranlarda yüzlerce kişiyle bağlantı kurarken gerçek hayatta bir “Neyin var?” sorusunu sormayı ihmal ediyoruz.
Peki, insanlar neden susuyor?
Anlatıp anlaşılmadıkları, içlerini açtıklarında yargılandıkları, dertlerini paylaştıklarında küçümsendikleri için… Bir süre sonra insan, kendini açıklamaktan yoruluyor. Söylediklerinin hiçbir şeyi değiştirmeyeceğine inandığında susmayı seçiyor.
Oysa suskunluk her zaman huzurun ya da kabullenişin işareti değildir. Bazen kırgınlık, bazen tükenmişlik, bazen de kendini koruma çabasıdır. Ne var ki bugün sessizlik bile yanlış yorumlanıyor: Cevap vermeyen kibirli, içine çekilen soğuk, derdini anlatmayan ilgisiz sayılıyor. Yargılamak kolay, anlamaya çalışmak zor geliyor.
Kim bilir, o sessizliğin ardında emeği görülmeyen bir çalışanın kırgınlığı, ailesinde kendine yer bulamayan birinin yalnızlığı ya da herkese yetişmeye çalışırken kendini unutan birinin yorgunluğu vardır.
Belki de çağımızın en büyük sorunu iletişimsizlik değil, dinlemeyi unutmuş olmamızdır. Çünkü iletişim, yalnızca kelimelerin karşı tarafa ulaşması değil, insanın kendini anlaşılmış ve güvende hissetmesidir.
Daha fazla mesaja değil, daha sahici sohbetlere; daha çok takipçiye değil, bizi gerçekten tanıyan birkaç insana ihtiyacımız var.
Herkesin birbirine ulaşabildiği bir dünyada, insanın kendini anlatabileceği birini bulamaması çağımızın en acı çelişkisidir.
Belki de artık yeni bir iletişim aracından çok, karşımızdakinin sessizliğini duyabilecek bir kalbe ihtiyacımız var. Çünkü bazen insanın içinde biriken sessizlik, söyleyecek sözü kalmadığından değil, söyleyeceklerini gerçekten dinleyecek birini bulamadığından büyür.