Hüseyin Cumalı yazdı...

Uzun zamandır köşe yazmıyorum. Peki ama neden! Çünkü yetiştiremiyorum. O kadar çok iddia, o kadar çok sıkıntılı haberler geliyor ki bunlara bir de normal haberleri ekleyin. Üzerine gazetemize gelen misafirler, Sabah Gazetesi’ne haber yaparken ‘Diken’ isimli köşe yazılarımı yazamıyorum. Ama cumartesi gecesi öyle şeyler yaşandı ki artık köşe yazmaktan başka çare kalmadı. Çünkü haber veya manşette yaşadıklarımızı tam anlatamıyorsunuz…

*

Peki ne oldu! Gündemi takip edenler neler olduğunu zaten iyi biliyor. Ama bilmeyenler veya detaylara tam hakim olamayanlar için ne yaşadığımızı anlatalım. En başından başlayalım. Sakarya Sebzeciler ve Meyveciler Esnaf Odası Başkanı Muzaffer Kabacan’ı uzun yıllardır tanırım. Her zaman kendisine abi derim, saygı gösteririm. Öyle ki 2008 yılında cezaevine giren Kabacan’ın haberini bile yapmadım…

*

Şimdi “Herkesin haberini yapıyorsun da Kabacan’ın haberini neden yapmadın!” diyebilirsiniz. Haklısınız, böyle soranlara diyeceğim tek lafım var. Özür dilerim. Bir gazeteci olarak cezaevine giren bir oda başkanının haberini yapmadığım için kamuoyundan özür dilerim. Peki neden haber yapmadık! Dedim ya Muzaffer Kabacan ile abi-kardeş dostluğumuz vardı…

*

Eğer Kabacan yine bize iftira atmaz ve doğruları söylerse benim de bu yazdıklarımı teyit eder. Ancak kendisi bu günlerde bizi tehdit etmekle kalmayıp iftira atıyor. O kısımları da eğer bizi dövdürüp öldürmez ise elbette yazacağız. Bu arada “Kabacan’ı neden yazmadın. Parayı mı indirdin!” diyenler olacaktır. Bırakın parayı ben Kabacan’ın ne yemeğini yedim, ne de birileri gibi verdiği meyveleri aldım. Bunu çok net yazıyorum. Bize iftira atmaz ise bunu Kabacan yine teyit edecektir…

*

Şimdi günümüze gelelim. “Ne oldu” kısmına gelmeden önce yakın zamana bir bakalım. Kısa adı SESOB olan Sakarya Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği’nin malum oda seçimleri başladı. Önce oda seçimleri, sonra ise SESOB seçimi yapılacak. Hızla süren oda başkanlığı seçimlerinde gerek gazetede, gerekse Sakarya’nın tek uydu kanalı olan TV 264 ekranlarında SESOB seçimlerini konuşuyoruz…

*

İzleyenler bilir, izlemeyenler ise TV 264 ile Halk54 Youtube sayfalarından geçmişe dönük yayınları izleyebilir. Özellikle ben canlı yayınlarda SESOB Başkanı Hasan Alişan’ın 40 yıla yakındır başkanlık yaptığını, uzun yıllardır esnafın sıkıntı ve sorunlarının çözümünde Alişan’ın yetersiz kaldığını, SESOB’un şehirde bir eseri olmadığını, kurum binasının bile satıldığını belirterek, “Bana göre artık Alişan gitmeli” diyorum…

*

Ama yine aynı ben, “Önümüzdeki seçimde Başkan Hasan Alişan yine aday olacak deniyor. Aday olur seçilirse, sandıktan çıkarsa baş tacıdır. Sandıktan kim çıkarsa demokrasi şenliğidir. Seçilene lafım olmaz ama esnaf başkanını seçerken iyi düşünsün. Sonra ‘Bizim dertlerimize çözüm bulamıyorlar’ diye dert yanmasınlar” dedim, halen de diyorum. Oda başkanınızı, SESOB başkanınızı siz seçiyorsunuz, biz değil. Kimi seçerseniz seçin, biz saygı duyarız…

*

Devam edelim. SESOB seçimlerini TV 264 ekranlarındaki canlı yayında konuşurken, dikkat edin. Burası çok önemli, canlı yayında konuşurken, yani pardonu olmayan, ekleme çıkartma yapamayacağınız bir ortamda konuşurken, ağzından kaçırdığın bir kelime ile 42 yıllık meslek hayatın çöpe gidip, cezaevine bile girme ihtimali olan canlı yayınlarda konuşurken, hep ama hep şöyle dedim.

*

“SESOB seçimlerine doğru hızla ilerliyoruz. Resmi olarak açıklamasalar bile isimleri öne çıkan 3 aday var. Sakarya Minibüsçüler Odası Başkanı Ali Bektaş, Sakarya Şoförler ve Otomobilciler Odası Başkanı Yusuf İlkhun, Sakarya Sebze ve Meyveciler Odası Başkanı Muzaffer Kabacan var. Cevat Davulcu, Yekta Tepe, Mehmet Yaşar Demirel, Ahmet Akdardağan, Cihan Emre’nin de ismi geçiyor. Ama öne çıkan üç isim Bektaş, İlkhun ve Kabacan’dır” dedim…

*

Ne ben ne de diğer konuşmacılar Başkan Muzaffer Kabacan’ın oda başkanlığını eleştirmedi. Peki eleştirmedik de ne oldu! Geçtiğimiz Cuma akşamki “Gazeteciler Soruyor” programı sonrasında Muzaffer Kabacan’ın bir anama-avradıma küfür etmediği kaldı. Yıllardır abi dedik, hürmet ettik, saygı gösterdik. Bunları yaparken de ne menfaat göz ettik, ne para aldık, ne yemek yedik. Ne de meyveleri eve götürdük. Peki Kabacan ne yaptı! “Hepinizi Si…” dedi.

*

Peki niye böyle dedi, dimi! Madem bunca yıldır abi-kardeş gidiyoruz. Sürekli abi diyoruz. Cezaevine giriyor ama haberini yapmıyoruz. Ama Muzaffer Kabacan telefonda eski günlere dönmekle bizi tehdit edip, 100 adamla canlı yayını basacağını söyleyip, hepimizi si…. söylüyor! Peki ama neden! Kabacan neden böyle yaptığını telefonda kendisi söyledi. Biz canlı yayında Ali Bektaş’ı övüyormuşuz!

*

Suçumuz bu, bunun için bizi tehdit ediyor. Tekrara düşmeme adına yine yazmayım. Bu güne kadar Kabacan ile aramızdaki dostluğun özetini yukarıda yazdım. Bunca yıllık dostluğa karşılık Ali Bektaş’ı övüyormuşuz diye bize demediğini bırakmadı. Yine telefonda kendisi anlattı. Başkan Ali Bektaş bize canlı yayında 2 kilo baklava getirmiş, hepimiz yalaka olmuşuz. Bu mu yani!

*

Benim annem rahmetli olduğu zaman günlerce Ali Bektaş yanımdan ayrılmadı, çocuklarımı evlendirdim Ali Bektaş yanımda idi, ameliyat oldum, gözlerimi açtım Ali Bektaş yanımda idi, kötü veya iyi günüm oldu Ali Bektaş hep yanımda idi. Bunların hepsini sen çöpe at. Sonra, canlı yayında 2 kilo baklava yediler hepsi Ali Bektaş’cı oldu. “Hepinizi sii…” de, bizi tehdit et…

*

Bu arada dikkat edin. Baklava yediler diyorum. Çünkü canlı yayın ve sonrasında ben baklava bile yemedim. Çünkü benim şekerim var. Ayrıca ben Ali Bektaş’ı överim. Bırak Ali Bektaş’ı, babası bizim ağabeyimiz olan Yusuf İlkhun kardeşimi de överim, arkadaşım Cevat Davulcu’yu överim, aramız çok ama Ahmet Akdardağan’ı överim sana ne! Sana mı soracam! Sen kimsin de bana kimi öveceğimi söyleyeceksin!

*

Bir gazeteci olarak istediğimi överim. Bunu da kamuoyu takdir eder. Yazdıklarım kamuoyunda karşılık görürse ‘helal olsun’ derler, karşılık görmez ise benim için ‘yalaka bu’ derler. Hani önceki akşam “2022 yılından bu yana AK Parti Sakarya İl Başkanı Yunus Tever’i çok sert eleştiriyorum. Bir kere bile Tever beni tehdit etmedi. Bırakın tehdidi ima bile etmedi” diye bir paylaşım yaptım. Sen de onun altına benim için “Yalaka” yazdın ya Muzaffer Kabacan, işte yazdıklarım kamuoyunda takdir görmez ise bana Sakarya halkı yalaka der. Bir daha da yazdıklarımın itibarı olmaz. Ama bütün bunlara kamuoyu karar verir, sen değil…

*

Gelelim SESOB Başkanı kim olsun! Bana ne kim olursa olsun. Ben olaya bu kentte faydası olan, esnafın sıkıntı ve sorunlarını çözebilen, çözüm üretebilen, esnafın en azından düğününü yapacağı bir sosyal alanı yapabilen birinin başkan olmasını isterim. Bunu bir gazeteci olarak isterim. Peki son söz kimin! Tabii ki esnafın ve esnafın seçtiği oda başkanları ile yöneticilerinindir. Onlar kim derse o SESOB Başkanı olur…

*

Ancak şunu yazayım. Yıllardır abi dediğimiz ve geçen gece gerçek yüzünü gördüğümüz Muzaffer Kabacan bence SESOB Başkanı olmasın. Bunu bir gazeteci, bir şehir sakini, babası esnaf olan bir evlat olarak yazıyorum. SESOB’a bağlı 60 oda başkanından kim başkan olursa olsun, ama Kabacan olmasın. Neden böyle düşünüyorum. Yıllardır hiç eleştirmediğimiz halde, sırf Ali Bektaş’a destek verdiğimiz gerekçesiyle bizi tehdit edip, “Hepimizi si…” diyen bir insan, SESOB’a başkan olur ve onu eleştirirsen sonumuz ne olur! Bunlar benim fikrim, bu da benim düşüncem.

*

Sayın Kabacan, seni ilk kez eleştirdim diye Cuma günü TV 264’ü 100 adamla basıp bizi döveceksen döv, vuracaksan vur, öldüreceksen öldür. Ama şunu unutma, bir zamanlar bu kentte Adnan Uyumaz oda başkanıydı. İşin ilginç tarafı herkes ama herkes onu çok severdi. Bir gün gazetecileri basın şehidi yaptı, bazılarını yaraladı. Ölenler şehit oldu, gazetesi kapandı. Halen cezaevinde yatıyor. Sen de böyle yapabilirsin. Ben ölürüm ama devlet hep 18 yaşında…

*

Ellerimiz, ayaklarımız kırılmaz ise öldürülmez veya kurşunlanmazsak devam edecek…

Whatsapp Image 2026 02 01 At 18.46.454