Aşk hep kalple anlatılır. Fakat birine aşık olduğunuzda en yoğun çalışan organ kalp değil, beyindir.

İnsan aşıkken mantıklı kararlar verdiğini zanneder. Oysa beynin muhakeme ile ilgili bölümü yavaşlar, ödül sistemi hızlanır. Dopamin yükselir, beyin kararını verir; “Bu kişi iyi hissettiriyor, vazgeçme, devam et…”

Bu noktadan sonra davranışlar değişir. Mesaj gelmeden, sesini duymadan rahat edemezsiniz. Mesaj gelince, sesini duyunca da yetmez, görmek istersiniz. Onu gördüğünüzde iyi hissedersiniz, uzak kaldığınızda ise onu daha çok istersiniz.

Bu hal romantik görünür ama gerçekte kontrollü bir takıntı düzenidir. Aşık olduğunuzda kendinizi normalde yapmayacağınız şeyleri yaparken bulursunuz. Katlanmam dediğiniz durumlara katlanırsınız. Dönmem dediğiniz kapılara yeniden gidersiniz.

Ve savunma cümleleri genelde aynıdır; “aslında biliyorum ama…” O ‘ama’ kelimesi, mantığın geri çekildiği yerdir. Çünkü aşık beyin hesap yapmaz. Geleceği değil, bugünü ister. Bir mesajı, bir sesi, bir ihtimali…

Beyin karşı tarafı değil, onun yarattığı hissi kovalar. İnsan çoğu zaman kişiye değil, o kişinin yanında hissettiği hale bağlanır. Bu yüzden bazı ilişkilerde insanı tutan şey sevgi değil, alışkanlıktır.

Aşıkken kırmızı bayraklar soluk görünür. Sorunlar küçülür. Yanlışlar ‘düzelir belki’ ye dönüşür. Mantık ‘uzak dur’ der. Takıntı ‘biraz daha kal’ der. Ama çoğu zaman direksiyon takıntıdadır.

Aşk bittiğinde zorlanan şey kalp değil, beyindir. Çünkü beynin alıştığı dopamin kaynağı kesilir.

Aslında acıtan giden kişi değil, onunla kurulan düzenin dağılmasıdır.

Bu yüzden ayrılıklar yalnızca duygusal değil, aynı zamanda zihinseldir.

Sevgilerimle…

Mail: [email protected]