Hayatın bizlere sunduğu en büyük sermaye, ne bankadaki rakamlar ne de sahip olduğumuz mülklerdir. Asıl sermaye, yol yürürken yanımızda kimlerin olduğu ve karşımızda kimlerin durduğudur. Bugünlerde sıkça duyduğum bir söz var, üzerine biraz kafa yoralım istedim: "Dostun sağlam olsun da, hasmın kim olursa olsun."
Bu cümle, aslında bir karakter beyanıdır. Çünkü insanı yıkan düşmanının gücü değil, dostunun zayıflığı veya samimiyetsizliğidir.

Dostluk, sadece güzel günlerde kahve içmek, maç sonuçlarını değerlendirmek ya da iyi vakit geçirmek değildir. Gerçek dostluk, sarsıldığında yıkılmayan, fırtına çıktığında liman olan bir bağdır. Yanındaki adam "sağlam" ise, yani özü sözü bir, sadakati tam, omurgası dik biriyse; sırtını yasladığında gelen o güven hissi seni her türlü dış tehdide karşı bağışıklık sahibi yapar.
Sağlam bir dostla yan yana durduğunuzda, önünüzdeki engellerin yüksekliği anlamını yitirir. Çünkü bilirsin ki; sen düştüğünde o seni kaldırmadan yola devam etmeyecek, sen saptığında o seni doğruya çağırmaktan çekinmeyecektir.
Hasımlığın Mertliği Birinin size karşı olması, fikirlerinizin çatışması ya da bir rekabet içinde olmanız dünyanın sonu değildir. Hatta bazen, kaliteli bir düşman, kalitesiz bir arkadaştan daha çok şey öğretir insana. Hasmın kim olduğu, senin ne kadar yol katettiğinin ve nerede durduğunun bir göstergesidir.
Eğer dostun sağlamsa, hasmın ne kadar dişli olursa olsun sadece bir "mesele" haline gelir, "sorun" haline değil. Çatışma olur, mücadele olur ama o sağlam dostluktan aldığın güçle, karakterinden ödün vermeden dik durabilirsin.

Mesele, kaç kişinin seni sevdiği değil, kimlerin seninle aynı siperde olduğudur. Yanındakiler mertse, karşındakilerin namertliği sana işlemez. Hayat yolculuğunda asıl zenginlik; sözüne güvenilir, yola çıktığında seni yarı yolda bırakmayacak o "sağlam" yürekleri biriktirebilmektir.
Unutmayın dostu sağlam olanın sırtı yere gelmez, hasmı çok olanın ise sadece hikayesi bol olur.