Hayat bazen bir satranç tahtası, bazen de dumanlı bir meydan savaşı... Bu karmaşanın içinde ayakta kalmanın sırrını dedelerimiz yıllar öncesinden fısıldamış kulağımıza: "Dostuna paranı, düşmanına yaranı gösterme." İlk bakışta biraz "güvensiz" ya da "mesafeli" gelebilir kulağa ama aslında bu söz, bir insanın kendine olan saygısının ve sınırlarının en sağlam kalesidir.

Neden Dostuna Paranı
Dostluk, kalpten kalbe kurulan bir köprüdür. Ancak bu köprünün üzerine "maddi güç" denen ağır yükü bindirdiğiniz an, o köprü çatırdamaya başlar.
Dengeler Değişir. Paranın olduğu yerde maalesef kıyas başlar. "Onda var bende yok" hissi, en saf dostluğa bile gizli bir haset tohumu ekebilir• İlişki Ticarete Döner. Varlığınızı bilen dostunuz, gün gelir size bakarken sadece "imkan" görmeye başlar. Oysa biz, cebimizdekiler için değil, içimizdekiler için sevilmek isteriz.Mahcubiyet Yükü ,Sizin bolluğunuz, imkanı olmayan dostunuzda eziklik yaratabilir. Gerçek bir dostu, sizin başarınızla gurur duyarken kendi eksikliğiyle savaştırmak istemezsiniz.
Neden Düşmanına Yaranı
Düşman (ya da bizi sevmeyenler diyelim), hayatımızdaki zayıf noktaları arayan birer cerrah gibidir, ama iyileştirmek için değil, orayı daha derin oymak için.
Zayıflık Koz Olur. Kanayan yerinizi bir kez gösterirseniz, bir sonraki hamlede darbenin nereye geleceğini kendi ellerinizle seçmiş olursunuz.
Düşmandan merhamet dilenmek, kurda kuzu emanet etmektir. Sizin canınızı yakan şey, onun elindeki en güçlü cephane haline gelir.
Yara almamış gibi davranmak değil, yarayı yönetebilecek kadar vakur durmak, düşmanı en çok yıpratan şeydir.

Esen Kalın.