Gündelik hayatın koşturmacası içinde, dilimize pelesenk olmuş ama derinliğini pek de kurcalamadığımız o meşhur sözü hepimiz biliriz: "Hayy’dan gelen Hu’ya gider." Modern dünyanın hızı içinde bu cümleyi genellikle "kolay gelen, kolay gider" ya da "bedavadan gelen para çabuk harcanır" gibi sığ bir maddi karşılıkla kullanıyoruz. Oysa bu kadim ifade, aslında bir bütçe planlamasından ziyade, evrenin en temel varoluş yasasını fısıldar kulaklarımıza.
Kaynak ve Dönüş
Kelime kökenine indiğimizde karşımıza çıkan manzara, bir paranın el değiştirmesinden çok daha büyüleyicidir. Hayy, "ezelî ve ebedî hayat sahibi olan, can veren" demektir. Hu ise "O" demektir; yani her şeyin varış noktası olan mutlak hakikat.
Aslında bu cümle şunu söyler: "Can olan Allah’tan gelen, yine O’na dönecektir." Hayat, iki nefes arasına sıkıştırılmış bir emanetler silsilesidir. Aldığımız ilk nefes "Hayy" isminin bir tecellisidir; verdiğimiz son nefes ise bizi "Hu"ya, yani aslımıza ulaştırır. Bu perspektifle bakıldığında, hayat bir kayıp değil, bir devridaimdir.
Mülkiyet İllüzyonu
İnsanoğlu olarak en büyük yanılgımız, sahip olduğumuzu sandığımız şeylere sımsıkı sarılmamızdır. Başarılarımız, malımız, mülkümüz, hatta sevdiklerimiz... Hepsini "benim" etiketiyle damgalarız. Ancak "Hayy’dan gelen Hu’ya gider" gerçeği, bize bu mülkiyetin bir illüzyon olduğunu hatırlatır.
Unutmayın; biz bu dünyaya sahip olmaya değil, şahit olmaya geldik.
Esen Kalın.