Birini hayatında istemek, ona doğru bir adım atabilmektir. Aramak, sormak, görüşmek istemek, duygunu saklamamak… Bunların hiçbiri zayıflık değildir. Asıl mesele, bütün bunları yaparken ilişkinin sorumluluğunu da tek başına üstlenmemektir.
Bir ilişki, iki kişinin aynı yöne bakması kadar birbirine doğru yürümeyi de gerektirir.
Hep bir taraf yaklaşıyor diğer taraf yalnızca kendisine gelinmesini bekliyorsa, zamanla aradaki mesafe yalnızca fiziksel olmaktan çıkar. Yerini sorgulara, kırgınlıklara ve “Benim için ne kadar çaba gösteriyor?” düşüncesine bırakır.
Her konuşmayı sen başlatıyor, her iletişimi sen canlı tutuyor, aradaki sessizliği yine sen bozuyorsan bir yerde durup karşı tarafa da alan bırakmak gerekir.
Bazen geri çekilmek, vazgeçmek değil; karşındaki insanın sana gelmek için bir isteği olup olmadığını görebilmektir.
Sevilmek için sürekli kendini hatırlatman, değerini ispatlaman ya da ilişkinin nabzını tek başına tutman gerekmez.
Gerçek yakınlık, birinin diğerini sürekli peşinden sürüklemesiyle değil, iki insanın birbirini merak etmesi ve birbirine ulaşmak istemesiyle oluşur.
İlişkilerde önemli olan yalnızca senin ne kadar yol aldığın değildir. Karşındaki insanın sana doğru kaç adım attığı da hikâyenin bir parçasıdır.
Çünkü sen her mesafeyi kapatırsan, karşındaki insanın sana ulaşmak için ne kadar istekli olduğunu hiçbir zaman anlayamazsın.
Bazen insanın yapması gereken daha fazla çabalaması değil; biraz durmasıdır.
Aramamak bir oyun değildir. Sessiz kalmak bir ceza değildir. Geri çekilmek, sevgiden vazgeçmek hiç değildir. Sadece ilişkinin iki kişilik olup olmadığını görebilmek için kendi adımlarının sesini biraz kısmaktır.
Birine doğru yürüyebilirsin. Hatta seviyorsan bunu göstermekten de çekinmemelisin. Ama yolun tamamını tek başına yürümek zorunda değilsin.
Bir ilişki tek kişinin çabasıyla uzun süre sağlıklı şekilde sürdürülemez. Sizin ona yaklaşmanız kadar onun da size doğru gelebilmesi önemlidir.
Sevgi iki insanın birbirine gönüllü olarak yaklaşmasından doğar.
Sevgilerimle…
Mail: [email protected]