1 Aralık 2025. Takvimler bir yaprak daha atıyor, hayat pahalanıyor. İğneden ipliğe her şeye zam yağmuru başlıyor. Ocak 2026’da elektrik, doğalgaz, akaryakıt, gıda, ulaşım… Nereye dokunsan elinde kalıyor. Peki ya maaşlar? Onlar da zam alacak elbet. Ama o zam, asgari ücretliye de emekliye de “Oh be, rahatladık” dedirtecek mi? Şüpheliyim.
TÜRK-İŞ’in 28 Kasım’da açıkladığı rakamlar içler acısı:
Dört kişilik bir ailenin açlık sınırı 29.828 TL, yoksulluk sınırı ise 97.159 TL.
Bekâr bir çalışanın sadece “yaşayabilmek” için aylık 38.752 TL’ye ihtiyacı var.
Şu an asgari ücret 22.104 TL. Aradaki uçurum dağ gibi.
Halkın beklentisi net: “Bari insanca bir maaş olsun, piyasadaki fahiş fiyatlar biraz dizginlensin.” Hepsi bu. Daha fazlasını istemiyor kimse.
Gelelim işin en kritik kısmına: Asgari Ücret Tespit Komisyonu bu ay toplanacak. Normalde masada 15 kişi olur; 5 işçi (TÜRK-İŞ), 5 işveren (TİSK), 5 hükümet. Ama bu sene bir eksik var. TÜRK-İŞ “Fiyatlarda makul bir düzenleme olmazsa masaya oturmayız” dedi ve oturmayacak gibi görünüyor.
Sayın Ergün Atalay yine alışık olduğumuz tavrı sergiliyor: Kızıyor, tepki gösteriyor, “Asgari ücret şu kadar olmalı” diyor, olmayınca “Ben mutabakata imza atmam” diyor, sonra da çekiliyor. Yıllardır aynı senaryo. Sonuç? Sıfır. Değişen bir şey olmuyor.
Kusura bakmasın başkanım ama masayı terk etmek çözüm değil. Masada olmamak, çalışanın hakkını savunmaktan vazgeçmektir. O masada çatır çatır pazarlık yapacaksın, gerekirse gece gündüz bağıracaksın, gerekirse masayı devireceksin ama oradan kalkmayacaksın. Çünkü masadan kalktığın an, geriye sadece işveren ve hükümet kalıyor. Onlar da zaten birbirinin gözünün içine bakarak “Enflasyonun altında ezdirmeyeceğiz” sözlerini yıllardır tekrarlıyor.
Kasım 2025 enflasyonu %31,89.
Piyasada kiralar, pazar, market, her şey bu oranda veya üstünde zamlanıyor.
Ama iş maaş zammına gelince birden “refah payı” lafı unutuluyor, hedef enflasyon, orta vadeli program falan devreye giriyor. Sonuç: Yine gerçek enflasyonun yarısı kadar zam.
Asgari ücretli de emekli de 2026’ya yine borçla, yine kredi kartıyla, yine pazarda fire vererek girecek. Çocuklarının harçlığını, faturasını, ilacını düşünmekten uykuları kaçacak.
Bu komisyonun önünde tarihi bir sorumluluk var. Ya çalışanların ve emeklilerin yüzünü güldürecek, insan onuruna yaraşır bir ücret ortaya çıkaracaklar ya da bir kez daha “enflasyonun altında ezilmedik” söyleyip vicdanlarını rahatlatacaklar.
Benim nacizane tavsiyem TÜRK-İŞ’e: Lütfen bu kez masayı terk etmeyin. Oturun o beş koltuğa, bırakın bağırın, bırakın kızın, bırakın uzlaşmayın ama oradan kalkmayın. Çünkü masada olmazsanız, sizin yerinize başkaları karar veriyor. Ve o kararlar, ne yazık ki, yine işçinin, yine emeklinin aleyhine oluyor.
2026’da birilerinin yüzü gülecek. Umarım o gülenler, geçim derdiyle sabahlayan milyonlar olur.
Yoksa bu memlekette nefes almak daha da zorlaşacak. Bakalım, komisyon bu kez kimin yanında olacak?
Hep birlikte göreceğiz.